Haberlere Giriş
Köşe yazısı yazmak tahmin ettiğimden daha stresli bir işmiş. Umarım yazdıkça açılırım. Her hafta yazacak konu bulmak gerçekten zor. Şimdi bazılarının şöyle dediğini duyar gibiyim: “Böyle bir dünyada, hele ki Türkiye gibi bir ülkede nasıl olur da yazacak konu bulamazsın?”
Aslında kendimi tam anlamıyla özgür hissetsem, yazacak çok şey olduğunu biliyorum. Fakat hem yazmak hem de konfor alanımın zarar görmemesi için hukuki sınırlar içinde kalma isteğim baskın geliyor. Değiştirmek istediğim yanlarımdan biri de bu: Konfor alanından çıkıp daha büyük, daha cesur yazılar yazabilmek. Şu anda bunu itiraf etmek bile benim için zor.
Yavaş yavaş yazı formatımı oturtmaya başladığımı düşünüyorum. İlk kısımda böyle içten bir giriş, ardından bir-iki haber, sonrasında Ümraniye ile ilgili bir bölüm ve en sonda da yazmakta olduğum e-kitaptan kısa bir alıntı… Şimdilik bu şekilde ilerlemeyi planlıyorum. Okuyucu sayısı arttıkça da gelen geri dönüşlerle kendimi geliştireceğime inanıyorum.
Başlayalım bakalım:
Thodex ve İntihar
Kripto paralar artık günümüzün önemli yatırım araçlarından biri. Neredeyse her yaş grubunun yatırımcısı var. Türkiye de bu alanda en çok ilgi gösteren ülkelerden biri. Fakat bunun yanında pek çok vukuatlı olay da yaşandı ve yaşanmaya da devam edecek gibi görünüyor. Çünkü bu alan regülasyon açısından hâlâ gri bir bölge. İnsanların ilgisini çeken şeylerden biri de zaten bu belirsizlik.
Bugün kripto dünyamızdaki olaylardan birine kısaca değinmek istiyorum: Thodex’in kurucusunun cezaevinde intihar ettiği iddiası. Cezaevlerindeki intihar vakaları her zaman bir şüpheyle karşılanmıştır. Geçmişte Cem Garipoğlu ve Epstein gibi isimlerin intiharlarında da benzer soru işaretleri oluşmuştu. Hâlâ tatmin edici yanıtlar verilebilmiş değil.
Thodex davası da taşıdığı sırlarla birlikte neredeyse tamamen unutturulmuş bir dosya hâline geldi. Oysa arka planı oldukça karışık ve milyarlarca dolardan söz ediliyor. Bu konu ilerleyen yıllarda yeniden gündeme geldiğinde, bugün unutmuş olmamızın ne kadar garip olduğunu daha iyi anlayacağız.
İstanbul Sözleşmesi
İstanbul Sözleşmesi’nin resmi adı: “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.”
İstanbul’da imzaya açılan bu sözleşmeden çıkan ilk ülkenin yine İstanbul’un bulunduğu Türkiye olması zaten başlı başına ironik bir durumdu. Şimdi ise bir başka ülke, üstelik bir Avrupa Birliği üyesi, sözleşmeden çıkma kararı aldı: Letonya. Bu, AB üyesi ülkeler içinde bir ilk.
BBC Türkçe’nin haberine göre:
“Sözleşmeden çıkılması gerektiğini savunanlar, belgenin Letonya’nın geleneksel değerlerine aykırı bir cinsiyet kavramı içerdiğini ve günlük yaşama müdahale eden yabancı bir ideoloji barındırdığını ileri sürüyor.”
Türkiye ve Letonya bu alandaki tek örnek değil. Çekya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde de benzer tartışmalar sürüyor. Görünen o ki konu, sadece ideolojik bir çekişmeden ibaret değil; çok daha derin sosyolojik ve felsefi boyutları var.
Fakat Türkiye’deki tartışmalar genellikle klasik kutuplaşma içinde kaybolup gidiyor. Oysa bu mesele, soğukkanlı tartışmayı hak ediyor. Umarım fikirlerin rahatça konuşulduğu bir döneme gireriz.
Ümraniye Ne Kadar Büyük?
Ümraniye, geçmişte bazı mahallelerini başka ilçelere devretmiş olmasına rağmen, hâlâ 700 binin üzerinde nüfusuyla birçok ilden daha büyük. 35 mahallesi var ve her mahallenin sosyokültürel yapısı birbirinden farklı. En kalabalık mahallesi İstiklal, en az nüfuslu olanı ise Finanskent.
Ümraniye, bu nüfusuyla yaklaşık 50 ilimizden daha kalabalık. Anadolu Yakası’nda mahalle sayısı bakımından Şile, Beykoz ve Pendik’ten sonra 4. sırada; nüfus bakımındansa Pendik’ten sonra 2. sırada geliyor.
Tüm bu veriler gösteriyor ki Ümraniye gerçekten büyük bir ilçe. Fakat bu büyüklüğü sosyal, kültürel ve demokratik anlamda yeterince temsil edebiliyor muyuz? Bu büyük bir soru işareti.
Ümraniye için yapılacak çok şey var ve ben bu yazıda bunları adım adım işlemeye devam edeceğim.
Yazmaya Başladığım E-Kitaptan
Bir e-kitap serisi hazırlıyorum. Görüşlerimi paylaştığım bu çalışmadan her yazıda kısa bir bölüm paylaşacağım. Tamamlandıktan sonra tamamını yayımlamayı planlıyorum. Burada özellikle vurucu olduğunu düşündüğüm kısımlara yer vereceğim.
Bu haftanın örneği: Yurtdışında Oy Kullanımı
“Oy verme, yalnızca Türkiye sınırları içinde gerçekleştirilir. Yurtdışında yaşayan vatandaşlar teknik ve denetim zorlukları nedeniyle oy kullanamazlar. Ancak bu durum onlar için herhangi bir yaptırım doğurmaz. Yurttaşlık hakları saklı kalır.”
Özgür Çiçek