Bir taş olsa da yerden alıp yolu açmak ve bir fayda sağlama isteğim beni harekete geçiriyor. Hâlâ yüzde yüzümü veremesem de, mükemmellik tuzağına düşmeden ilerlemeliyim.
İnsanoğlu bir tuhaf, ya da tuhaf olan benimdir. Bir yandan birçok şey yapmak isterken, öte yandan hiçbir şey yapmamak için elimden geleni yapıyorum. Oysa devir yerinde durma devri değil. Bu hafta Ulu Önder Mustafa Kemal’i andık. Yıllar geçmesine rağmen insanların saatlerce sıra bekleyip onun vefat ettiği odayı görmesine bizzat şahit oldum. Onun, silah arkadaşlarının ve dahi Türk milletinin elindeki son kurşuna, son oğula, son kıza verdiği mücadeleyi düşünmek için bir fırsat daha oldu. Türkiye’nin tam bağımsızlığı ve Türk’ün özgürlüğü için feda edilen onca şehidi düşündükçe, her boşa geçirdiğim zaman için içimde bir suçluluk doğuyor.
Bir taş olsa da yerden alıp yolu açmak ve bir fayda sağlama isteğim beni harekete geçiriyor. Hâlâ yüzde yüzümü veremesem de, mükemmellik tuzağına düşmeden ilerlemeliyim. Mükemmel, daha iyinin düşmanıdır. Daha önceki yazıda bahsettiğim formatta devam edeyim.
Şehidimiz Var
Tüm ülkeyi yasa boğan şehit haberleriyle içimiz kan ağladı. Uçağımızın düşmesi ve 20 askerimizin şehit olması hepimizi üzdü. Şeffaf bilgiye ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, bu olayın aslı astarını öğrenebilecek miyiz? Bir ihmal var mı, yok mu; bunları öğrenebilecek miyiz, hiç bilmiyorum. Cem Yılmaz’ın 2007 yılındaki bir gösterisinde aynı uçak modelinden çok eski diye bahsetmesi, aradan geçen o kadar yılı düşündüğümüzde itibardan tasarruf edip askerimiz için harcamamız gerekenlerden tasarruf yapmamamız gerektiğini düşündürüyor.
Bu Yıl Erken Başlıyor
Geçen sene 1 Aralık’ta başlayan kış lastiği uygulaması, bu sene 15 Kasım’da başlayacak. Bitiş tarihi ise geçen sene 1 Nisan iken, bu sene 15 Nisan olarak belirlendi. Yani bir ay fazladan kış lastiği uygulaması yapılacak. Bunun sebebi olarak beklenen hava şartları gösteriliyor.
Ülkece ekonomik olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Bu sene hava şartları da bu tahminlerdeki gibi olursa, ekonomik olarak vatandaşlar ekstra zor günler geçirecek. Her sene beklediğimiz ucuzluk belki de bir sene daha geç gelecek.
Ümraniye’nin Sorunları
Ümraniye’nin gözlemlediğim ve en çok dikkatimi çeken problemi trafik ve park sorunu. Tabi bunun dışında da bir sürü şey sayabiliriz. Ama ihtiyaçlar hiyerarşisinden bakınca, genel olarak tüm kesimlerin ortak derdi bu olsa gerek diye düşünüyorum. Bu problemlerin çözülmesi, diğer sorunların tespiti ve çözümü için bize berrak zihinler sağlayacaktır.
Oysa Ümraniyeli hemşehrilerimiz her gün ne düşünüyor? Mitatpaşa Caddesi’nde, Alemdağ Caddesi’nde trafik var mıdır şu an? Mevlana Park’ın orası kilit midir? Tepeüstü ne haldedir? Çakmak Köprüsü tıkalı mıdır? Kendim bizzat yaşadığım sorunlar bunlar. Diğer mahallelerde yaşayan hemşehrilerimiz de kesin başka yollarda bu sorunu yaşıyorlardır.
İkinci nokta ise park sorunu. Kabul edelim artık, Ümraniye sosyo-ekonomik olarak en düşük İstanbul ilçesi değil. Ki zaten İstanbul genel olarak Türkiye’nin genelinden ekonomik olarak büyük bir şehir. Günümüzde arabaya sahip olmak bir ayrıcalık olmamalı; herkesin sahip olabileceği temel bir ulaşım aracı olmalı. (Bu arada bu konudaki genel durumu ifade etmek istiyorum; yoksa bu konuda farklı görüşlerim de var, başka bir yazının konusu olsun.)
Nerede kalmıştık? Heh, Ümraniye’de artık her apartmanda bir-iki olan araba sayısı, her dairede bir otomobile doğru gidiyor. Kimi mahallelerde (benim hâlâ bir aracım yok) durum o kadar çekilmez bir hal almış ki, sokaklarda üç şerit park edilir olmuş. Kaldırımı zaten geçtik; geliş-gidiş olan sokaklar tek şeride inmiş durumda. Bu hâlde bile belli saatte park edilecek yer bulmak çok zor.
Ümraniye’de onlarca yıldır süregelen yönetim ekolü hâlâ yüksek imarlar vermekle övünüyor. Mesela YamanevlerMahallesi’nin son zamanlardaki halini görmüyorlar mı? Oysa imar planları konusunda 7-8 mahallenin ne kadar sıkıntılar yaşadığı ve çözümler için dernekleşmek durumunda kaldığı da ortada. Ümraniye için çok şey söyleyeceğiz; hepsini bir sefere sığdırmak mümkün değil. Şimdilik birkaç sorundan ufak ufak bahsettik. İlerleyen yazılarda hem bu sorunları çeşitlendireceğiz hem de yeri geldiğinde önerilerde bulunacağız.
Yazmaya Başladığım E-Kitaptan
Bir e-kitap serisi hazırlıyorum. Görüşlerimi paylaştığım bu çalışmadan her yazıda kısa bir bölüm paylaşacağım. Tamamlandıktan sonra tamamını yayımlamayı planlıyorum. Burada özellikle vurucu olduğunu düşündüğüm kısımlara yer vereceğim.
“ Bölüm 2: Yeni Seçim Sisteminin Temel İlkeleri
Türkiye’nin temsilde adaleti güçlendiren, yönetimde istikrarı destekleyen ve seçmen iradesini daha net yansıtan seçim mimarisi aşağıdaki esaslara dayanır.
1. İdari Yapı ve Seçim Çevreleri
o Ülke idari olarak 50 ile ayrılır. Bu düzenleme yönetimi sadeleştirir; kamu hizmetlerinde verimlilik ve maliyet etkinliği sağlar.
o Milletvekili seçimleri için, idari sınırdan bağımsız, nüfusa göre dengelenmiş 300 seçim bölgesi oluşturulur. Bu bölgeler yalnızca milletvekili seçimleri amacıyla kullanılır; idari bir statü doğurmaz.
o Seçim bölgelerinin tespiti ve her seçim dönemi öncesi güncellenmesi, bağımsız “Seçim Bölgeleri ve Standartları Kurulu” tarafından; eşit nüfus, coğrafi bütünlük, yerel bağlar ve “gerrymandering”iönleyen objektif kriterlerle yapılır.
o Kullanılan yöntem, veri ve haritalar kamuyla paylaşılır; yapay zekâ destekli adalet/kompaktlık raporları zorunlu kılınır.”