Şu an tek umudumuz, beynimizin içine girip düşüncelerimizi okuyacak bir teknolojinin henüz gelişmemiş olması.
Düşünce özgürlüğü ne kadar kıymetli. Bu günlerde bunu nasıl da daha çok hissediyoruz. Genel olarak özgürlüklerimizin kıymetini, onları kaybettikçe fark ediyoruz. Önce gösteri hakkıyla başlayan süreç, şu an ifade özgürlüğünün gerilediği bir noktaya evrildi. Korkarım ki yakında düşüncemiz bile özgür olamayacak. Belki de bu süreç çoktan başladı.
Şu an tek umudumuz, beynimizin içine girip düşüncelerimizi okuyacak bir teknolojinin henüz gelişmemiş olması. Tabii bu da bir varsayım. Belki de çoktan geliştirildi ve biz içten içe manipüle ediliyoruz. Fakat benim inancıma göre özgürlüğe mahkûmuz. Bilincimiz ve irademiz var. Bu da bizi hayvanlardan ayıran nokta.
Neyse, konudan konuya saptım. Belki bir gün bu kavramlar üzerine de yazarım. Yazı formatıma uymak ve bir yazın dili oluşturmak için kendi düşüncelerimi ifade ettiğim kısmı belli bir uzunlukta tutmalıyım. Bugün de düşünce özgürlüğü hakkında birkaç kelam etmek isterim. Zira hâlâ elimde kalan özgürlüklerden biri olduğunu düşünüyorum.
Descartes’tan da bir alıntıyla; düşünüyorum, öyleyse varım. Varsam da bir etki oluşturmaya çalışıyorum. Gönül ister ki bu etki olumlu olsun. Fikir yazılarımla bir nebze olsun fayda sağlarım.
Çok çeşitli kesimlerden insanlarla diyaloğum var, birçok düşünceyi öğrenebiliyorum. Bu durum umudumu artırıyor. Aradaki kötü niyetlileri ayıklasak ve biraz itidalli olsak; düşünceyi özgür bırakıp birbirimizi dinleyebilsek… Belki bu geri gidiş tersine döner.
Kapalı kapılar ve fısıltılarla kendini dışarı atmak isteyen ifadelere de özgürlük gelir. Belki duygularını ifade etmek isteyenler barışçıl bir şekilde eylem yapıp içlerine attıkları negatif duyguları boşaltır. Bu deşarj olmaya hepimizin ihtiyacı var. İçimize attığımız duygular hepimizi hasta ediyor. Toplumsal olarak sağlığımızı kazanacağımız günlere…
ALES 3 Açıklandı
ALES 3 açıklandı. Benim de girdiğim bu yılın üçüncü ALES’isonuçlandı. Uzun zamandır bir sınava girmemiştim. İki buçuk saat telefonsuz ve tek bir şeye odaklanmanın verdiği hazzı özlemişim.
ÖSYM’yi birçok konuda eleştirsek de 10.00’dan sonra binaya girilmeme kuralının katılıkla uygulanması bence olumlu. Bazen kuralların sert ve esnetilmez olması, disiplin açısından oldukça faydalı olabiliyor.
Adliye Soygunu
Adliyelerdeki son denetimlerle gün yüzüne çıkan çalınma vakaları bir kez daha gösteriyor ki hâlâ adli emanet sistemimiz olması gereken standartlara ulaşabilmiş değil. Nasıl ki bir banka güvenlik konusunda son derece hassas olmak zorundaysa, adli kurumlar da en az onlar kadar güvenli olmalı.
Delillerin zarar görmemesi için bu sistemin mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Şu an için bir şey ifade etmeyen bir delil, yıllar sonra bir davayı çözebilir.
Çakmak’ın Kafeleri
Ümraniye haberlerinde bu defa, bu yazıyı yazdığım kafenin bulunduğu Çakmak Mahallesi’nden bir örnek vermek istiyorum. Bu örnek, yıllar içindeki Ümraniye sosyolojisinin değişimi konusunda insanlara fikir verebilir.
Çakmak’ta Sevgi Parkı’nın yanına ilk kez bir kafe açılacağı zaman, çevremdeki herkes buralarda kimsenin kafeye gitmeyeceğini düşünüyordu. Oysa etrafta benzer bir mekân yoktu. Yıllar içinde bu kafe oldukça büyüdü, ardından el değiştirdi ve günümüzün modası olan börekçilerden biri olarak yoluna devam etti. Ben o dönem de bu işin tutacağını öngörmüştüm. Aradan geçen zaman, bu düşüncenin ne kadar doğru olduğunu gösterdi.
Yakın zamanda da modern tarzda bir kahveci açıldı. Bu mekân açılırken de etrafımdaki birçok kişi burada kimsenin yeni nesil kahvecilere gitmeyeceğini söylüyordu. Oysa bu tarz kafeler, benim gibi bilgisayarıyla çalışanlar için güzel bir ortam sunuyor ve bence bunun olmaması ciddi bir eksiklikti.
Şimdi burada yazarken kalabalıktan kendi sesimi duyamıyorum. Yine de buradaki potansiyelin hâlâ tam olarak değerlendirilmediğini düşünüyorum. Ders çalışmaya uygun ya da paket servis odaklı mekânlardan birinin daha açılması gerektiği kanaatindeyim. Yatırımcılara duyurulur.
Yazmaya Başladığım E-Kitaptan
Bir e-kitap serisi hazırlıyorum. Görüşlerimi paylaştığım bu çalışmadan her yazıda kısa bir bölüm paylaşacağım. Tamamlandıktan sonra ise tamamını yayımlamayı planlıyorum. Burada özellikle vurucu olduğunu düşündüğüm kısımlara yer vereceğim.
2) Çift Meclisli Yasama
Yasama yetkisi iki kanat eliyle kullanılır:
• Millet Meclisi (300 milletvekili): Kanun yapımının ana kanadı; bütçe ve vergi kanunlarında birinci derece yetkili.
• Senato (100 üye): Her ilden iki senatör. Görevi; kanunların kalite denetimi, anayasal tutarlılık ve uzun vadeli kamu yararı açısından “ikinci göz” işlevi görmek.