Harşit Çayı, Gümüşhane Deresinin kanı canıdır, amma epey can da almıştır söz aramızda.

  Vavuk Dağının dibinden başlar, eskilerin Gögerçinlik dediği Güvercinlik Köyünün çayırından, ordan Duymadık Deresini alır, sonrası acayip.

   Gelir Çalık Hanlarına, burada kabarmaya başlar; Tarhanas Köyü tarafından üç dere gelir. Biri Varyemez tarafından gelen ve Erikli'de birleştikleri yere son varan kol. Diğeri Tarhanas'ın içinden gelen kol, öteki de Tarhanas'ın Çalık Köyü tarafından gelen. Bu üç kol, Çalık Köyünün Bingili denen yerinde birleşir, işte Harşit'in ilk büyük kaynakları bunlar.

Kırgızistan, Kanadalı şirketin işlettiği Kumtor altın madeninin kontrolünü devraldı Kırgızistan, Kanadalı şirketin işlettiği Kumtor altın madeninin kontrolünü devraldı

  Gögerçinlik'ten gelen kol ile  bunlar, Çalık Hanlarının karşısındaki Sifon Derenin ağzında birleşir, yola revan olurlar.

   Kale'nin altında Hur Köylerinden gelen iyi bir kol, büyük arkadaşına Hama Köyünde sarılır, harıl gürül giderlerken, Zimon Köyünden ak berrak bir arkadaş daha gelir ki, eski maden mağaralarının soğuk mu soğuk arkadaşıdır.

   Hama'ya vardıkalrında; Dölek, Arapdere, Kabakööy ve Sobran derelerinden gelen kardeşler katılır kervana, ver elini Murat Hanları.

    Murat Hanlarında ta Kızılcaköy'den, Tezenelerden Kırıklı'ya varıp Pöske Dağından gelen derelerle birleşir, doğru Pirahmet'in altında ana kolla birleşirler.

   Harşit'i Yukarı Derede Harşit yapan işte bu kardeşler.

Aradaki ufaklıkları saymadım.

   Buradan sonra Tekke Köyünde Selseki yatağında bu köyün iki, hatta üç deresi gelir ki, birisi maden suyudur.

   Selseki, aslında Tekke Köyünün ilk Osmanlı kayıtlarındaki ilk adı, "sel seküsü (sekisi)" demek ki, yakın zamanlara kadar gerçekten öyle idi. Geniş bir yatağı vardı "seki" kısmında.

   Sonrası Akçakale, Sorda, Bağlarbaşı, Halgent Suyu ve doğruca Gümüşhane Bahçelerinin kalbine.

   Bahçeler kısmı ilk yerleşmelerden beri tamamıyla Türk, elimdeki Osmanlı nüfus kayıtlarında hiç gayrimüslim yok.

   Şehirden iki dere gelir Bahçelere, ikisi de aslında maden mağaralarının sularıdır çoğunlukla, bir de Musalla Dağının solundan (aşağıdan bakınca) gelen dere vardır.

    Topal Çiftliğinden gelen değirmen suyunun eşi yoktur, Kızılköy  Deresi de üstüne ki, Kızılköy'ün suyunun bir kısmını Kadirbeyoğlu Ali Bey, Ali Bey Konağı denen konağının altından geçirmişti vaktiyle. O semte de "Alibeyler" diyorduk, yıkanların evi yıkılsın.

    Daltaban Konağının yanından gelen dere de ilave edilince, ver elini Limon Deresi.

   Limon Deresi, bir bakıma "sera deresi" özelliğindedir. Limon Deresine Canca Kalesi tarafından arı duru gür bir soğuk su iner ki, yazın boğucu sıcağında Limon Deresine serinlik verir.

   Limon Deresinde çok özel bir Gümüşhane eriği vardır, aşısızdır, iyi ki aşısız, ilin yemyeşil olur, zaman geçtikçe sararır, biraz daha vakit geçince kurtlanır. Bu eriğin aynından Canca Köyü mezarlığında vardır, tam Rüfene Köyünün karşısında, ama o erik Limon Deresindekinin yanından geçemez, çünkü öteki erik Limon Deresinin.

   Kalkar göç eder doğruca Kozana Köyünün altına. Kozana dediysem, buradaki iki köyden ilkidir Kozana, ona bitişik yukarıda Haşara Köyü var.

   Kozana'nın suyu ile Haşara'nın maden suyu ve bolca deresini alır da geniş mi geniş olur Taunlu Mahallesinde. Yerli halkın "Davunlu" dediği bu mahallenin hemen üstü "Refioğlu". İlerde Haşara ve Kozana'yı yazarsam kalanını anlatırım.

    Sırada Harava Deresini almak var ki, buraya şimdilerde İkisu diyorlar. Bazı uyanık uydurukçu rumcular, bu derenin adının "Dipotamus" olduğunu yazar ki, uyduruğun böylesi ancak rum fıkralarında olur. Türkçe "ikisu" adını "di-potamus" diye rumcaya çevirmek ne zaman tarih olmuşsa?

    Ama İkisi yetmez, onun karşısından ta Godil ve Godil Bahçeleri köylerinden gelip, Pumpulak ve Mastıra'dan gelen sularla birleşmek var.

   Artık Torul'a çok az kaldı, dere de iyice ağırlaştı ve çoğaldı, yavaş yavaş yoruluyor benim gibi.

   Şimdilik bu kadar uzatmak yetti sanıyorum.

Daha su coşkunları, sel baskınları, ağıtlar kâğıtlar var.

   Yakında inşallah, sevgiler.

Selahattin Tozlu.

Editör: Kerim Öztürk