Türkiye yıllardır kaçak göçmen ve mülteci sorunuyla boğuşuyor. Ne kadar para harcamak zorunda kaldığımızı tam olarak hesaplayamıyoruz bile.

30-35 yıl PKK terörüne karşı mücadele etmek için harcanan milyarlarca dolardan sonra şimdi de kaçak göçmen sorununu yönetebilmek için benzer paraları harcıyoruz.

İhtiyacı olana, yardım isteyene, savaştan kaçan kadın ve çocuklara tabii ki yardım edilmeli ama siz de biliyorsunuz ki bu iş çığrından çıktı.

Bakın nasıl çığrından çıktığını Sayıştay raporlarında gördüğüm bir durumla anlatayım.

Rapor Gaziantep Belediyesi ile ilgili…

Önce rapordan bazı bilgiler aktarayım.

Belediyenin iştiraklerinde 2016 yılında toplam personel sayısı 1236 iken 2021 yılında bu rakam 6443 kişiye ulaşmış durumda. Bu kişilere toplamda 353 milyon 605 bin TL harcanmış. 6 yıllık iştiraklerin zararı tam 222 milyon 305 bin TL.

Belediye bir vakfa 1 milyon 800 bin TL para aktarmış. 2012 yılında 75'inci maddedeki yapılan değişiklikle belediyelerin proje kapsamında doğrudan dernek ve vakıflara para aktarımı yapması mevzuat çerçevesinde engellenmişti hâlbuki.

Bu vakıf adı nedir diye araştırdım ancak bulamadım. Belediye yetkililerini aradım. Ulaşamadım. Sosyal medyadan Sayın Başkan Fatma Şahin'e sordum. Çok kısa sürede kendisi aradı. Bir iletişim sorunu yaşandığını söyledi ve bilgi verdi.

Vakıf Vali'nin başkanı olduğu, kendisinin de yönetimde olduğu Gaziantep'i Tanıtma Vakfı (GASEV)miş. Vakıfın faaliyetlerinden ve yaptıklarından bahsetti. Gaziantep ve çevresinin ekonomik, sosyal, kültürel gelişimini güçlendirmek için yurt içi ve yurt dışında bulunan kişi, kurum ve kuruluşların bölgeye ilgisini artıracak tanıtım çalışmaları yapmak olduğunu aktardı. Ayrıca Gaziantep merkez olmak üzere, toplumun genelinde gelişime katkı sağlarken gelişmişlik için çaba göstermek amacıyla şehrin önem ve değerine katkıda bulunacak faaliyetlerin gerçekleştirilmesini sağlamak üzere Vakıf senedinde yer alan amaçlar bölümündeki tüm hizmetleri gerçekleştireceğinden bahsetti.

Duyarlı davranışı için teşekkür ederim.

Biz devam edelim…

Çünkü esas meseleye henüz gelmedik.

Anlatayım.

GASKİ yani Gaziantep Su ve Kanalizasyon şirketi…

İdarenin mevcut borç stoku mevzuat hükümlerine göre belirlenen borçlanma sınırını aşmış.

Bu herhalde tüm belediyelerde yaşanan bir durum. Fakat GASKİ'nin borç sınırını aşmasının başka bir sebebi.

Hatırlıyor musunuz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu geçen günlerde bir açıklama yaptı. İstanbul'un resmi nüfusunun 15 milyon 840 bin olduğunu belirten İmamoğlu, İSKİ'nin su tüketimi verilerine göre kentte 19 milyon 300 bin kişinin yaşadığını bildirdi.

Bunu kenara not edip devam edelim.

İdarenin hesap ve işlemlerinin incelenmesi neticesinde; İdarenin 2020 yılına ait kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamı 761 milyon TL.

Bu tutarın yeniden değerleme oranıyla (% 9,11) arttırılması sonucu bulunan borçlanma sınırı 830 milyon 513 bin TL olması gerekiyor.

Ancak 2021 yılı sonu itibarıyla kurumun borcu 1.7 milyar TL. Yani Borçlanma sınırını 869 milyon 845 bin TL aşmış!

Sayıştay kuruma "neden" diye sormuş.

Aldığı cevap aslında bir durum tespiti olmuş.

Bakın kurum nasıl cevap vermiş:

"Beklenenin üzerinde artan nüfus sonucu yapılan yatırımların yüksek maliyetleri nedeniyle borçlanma sınırının mevzuat hükümlerinin üzerinde gerçekleştiği, tasarruf yapılarak zaman içerisinde borçlanma limitinin altına düşülmesinin hedeflendiği…"

Yanisi şu…

Suriye'den gelen düzensiz göç Gaziantep nüfusunu tahminlerin üzerinde artırmış. Bu nedenle nüfus artışı nedeniyle sadece GASKİ tek başına bir yılda 830 milyon TL fazladan masrafa girmiş.

Artan su tüketimi belediyelere dolayısıyla devlet hazinesine çok büyük bir ekstra yük oluşturmuş.

Bakın 1 milyar liraya yakın harcamadan bahsediyoruz ve bu sadece Gaziantep'te yaşanıyor. Kilis'te, Hatay'da, Şanlıurfa'da ve İmamoğlu'nun açıklamasına göre İstanbul'da da benzer bir harcama söz konusu.

Yani biz milyarlarca lirayı ekstradan kaçak göçmenlerin su tüketimi için harcıyoruz. Yanlış anlaşılmasın "bunlara su bile vermeyin" kafasıyla yazmıyorum bu satırları.

Fakat su savaşlarının, su hegemonyasının yaşandığı bölgelerde ve dönemde böyle bir stratejik göç politikasıyla Türkiye'nin üzerine oynanmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum.

Çünkü Suriye'deki savaş, petrol ve alan mücadelesi olduğu kadar Rusya-Çin-İran bloğuyla ABD-Batı bloğu arasındaki hegemonya mücadelesiydi. Çin ve Rusya kazandı ama ABD, YPG ile Türkiye'yi ve su alanlarını hala kontrol etmek amacında.

Şimdilik burada bitirelim. Fakat bir uzman görüşü alarak bu konuyu daha sonra tekrar inceleyeceğim.

Özetlersek mesele aslında göçmenlere fazladan harcanan paradan daha önemli bir noktaya geliyor.

Hele kuraklık bu kadar arttıkça…

Murat Ağırel