Hiç düşündünüz mü? Yaklaşık 40 kğ. ağırlığında  bir zenci olan Mahatma Gandhi, o zaman dünyanın en büyük kuvveti olan ve dünyanın üçte ikisine hükmeden, Britanya İmparatorluğunun üstesinden  tek başına nasıl geldi?
   Gandhi sadece Britanya İmparatorluğunu dize getirmedi. O zaman sınırları en geniş imparatorluk olan İngiliz sömürgecilik dramını da etkili bir şekilde sona erdirmiştir.  
  Gandhi sadece bir ilkeyi savunarak ve hayata geçirerek bu başarıyı sağlamıştır: İnsan yaradılıştan haysiyet, bağımsızlık, eğemenlik ve özerklik hakkına sahiptir. Gandhi’ye göre bu haklar yaradılıştan insanın özünde vardır. 
      Gandhi davası uğruna şiddet kullanımını yasakladı. Toplumsal talepleri  evrensel ilkelerle birleştirdi. Gandhi kişisel çıkarlar yerine  diğerkâmlığın  gücünü gözler önüne serdi. Ona göre gerçek güç, zihinden doğar. Kılıç kuvveti ise maddi dünyada yerleşmiştir.
     Adolf Hitler dünyanın gördüğü  en büyük  askeri mekanizmayı  bir araya getirmişti. Kuvvet düzeyinde  askeriyesi yenilmezdi. Ancak  özgürlük ve  fedakarlık ilkeleriyle  halkın iadesini birleştiren  Winston Churchil’in gösterdiği güç sayesinde, İngiliz kanalının ötesine küçük bir adayı yenilgiye uğratamadı. Churchill haysiyet, bağımsızlık, egemenlik ve özerklik gücünü, Hitler fiziksel kuvveti temsil ediyordu.
      Fiziksel kuvvet  geçici olarak  üstünlüğü ele geçirebilir. Fiziksel kuvvet kibirle, bağımsızlık ve özgürlük tevazuyla birlikte gider.
  Fiziksel gücüyle  böbürlenen Stalin tarihe  azılı bir suçlu olarak geçti. Buna karşılık  sade takım elbiseler giyen  ve hatalarını itiraf eden  alçakgönüllü Mihail Gorbaçov  Nobel Barış ödülüne layık görüldü. 
     Milyonları ölüme makküm eden Sovyet  Stalin KGB’ye, Hitler Gestapoya güveniyorlardı. Ama her ikisi de insanlık onuru karşısında yenildi. 
    Gorbaçov tek bir defa bile ateş etmeden dünyanın en büyük  siyasi blokunda bir devrim gerçekleştirmiştir. GANDHİ  elini kızgınlıkla kaldırmaksızın  İngiliz İmparatorluğunu  yenilgiye uğratmıştır. Bu gerçeklerin ışığında  demokrasi evrensel olarak en üstün yönetim  biçimi olarak  kabul edilmektedir. 
    Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri dehasının yanında bir diğer önemli vasfı, dünya siyasetine vakıf bir lider olmasıydı. O bu gerçeklerin bilincindeydi. Dünya üzerindeki politik gelişmeleri çok yakından takip ediyor ve her konuda son derece isabetli tahliller yapıyordu. Siyasi konulardaki öngörüleri,  Vefatının üzerinden 83 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, onun söylediklerinin birer birer gerçek oluyordu. 
     Şiddetle ya da kaba kuvvetle çözülemeyecek pek çok problem, konuşarak yazı yazarak ortadan kaldırılabilir. Aynı zamanda düşünme, kavrama, anlama gücünü yani aklı kullanmak suretiyle kalem konuşturarak topluma çok daha önemli hizmet yapılabilir. Bu da kaba kuvvetin önüne geçer ve eğitimin şiddetten ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

Kaynak: David R. Hawkins, Güce Karşı Kuvvet, s.164-165

Doç. Dr. Zülfikar Özkan