Kapı tam doğu cephesinde ve saat 8.30 olmalı. Kapının açılması ile birlikte içeri gür ve parlak bir ışık huzmesi doldu… Salonun o loş ortamı birden bire capcanlı bir ışıkla doluverdi.

Saniyeler sonra o ışık demeti büyürken o demetin içinden bir karaltı, ağır ağır, sallana sallana yürüyerek içeri giriverdi. Aman Allah’ım Başbuğum içeri giriyordu. Kapıdan itibaren beş altı adım attı atmadı, bir başka deyişle onu göreli birkaç saniye oldu olmadı…

Salondaki sanıkların hepsi birden zımba gibi fırladık ayağa, esas duruşa geçtik. Aynı anda hıçkırıklarla dolu gırtlak hançeresini patlatan bir sesle İstiklal Marşı’nı okumaya başladık: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”

Siz hiç hıçkırarak ağlayarak, gırtladığınız yırtılırcasına İstiklal Marşı söylediniz mi? Biz söyledik… Hem öyle bir söyledik ki, salondaki askerler tüfeklerini çapraz tutarak esas duruşa geçtiler. Savcı ayağa kalkıp esas duruşa geçti. Hakimler esas duruşa geçti. Kısacası Evren Cuntası’nın bizi mahkum etmek için görevlendirdiği zevat esas duruşa geçti. Evet, biz o dakika Evren Cuntası’nı alt etmiştik. O dakika darbecileri mat etmiştik… Sonrası klasik bir ilk duruşma günü.

Heyet oturdu. Duruşmayı açtı. İsim sırasına göre hepimizin kimlik tespitleri yapıldı… Kürsüye giden her sanık kimlik tespiti yapıldıktan sonra geri dönerken Başbuğuma başıyla selam verdi. O gün müthiş bir gündü. Bize polis okullarını, C5’leri, Hasdal’ları unutturdu. Mamak zulmünü bile unutturdu.

Akşam duruşma bitimi koğuşlara döndüğümüzde adam başı birer tane teksir edilmiş savunma kağıdı bizi bekliyordu. Soru tek ve açıktı: “Neden İstiklal Marşı okudunuz, kim emir verdi?” Ne yazacağımı düşünürken baktım Himmet abi döktürüyor kendi savunmasını. Bekledim ki, o savunmasını bitirsin.

Sonra aldım onun savunmasını aynen kopya ettim. Bire bir aynısını yazdım: “İstiklal Marşını bile isteye kendi içimden geldiği için okudum, Kimse emir vermedi. Burası Türkiye Cumhuriyeti ise İstiklal Marşı okumak suç değildir. Yok, yapılan askeri darbe ile sistem değişti de İstiklal Marşı söylemek suç oldu ise suçumun cezasına razıyım.”

Yolun sonu mu? Yolun sonu mu?

Tabii bir şey çıkmadı. O günkü o kalkışmamızı içlerine sindirememelerine rağmen hiçbir şey yapamadılar. O günden sonra tedbir olarak önce Başbuğu ve yanındakileri salona aldılar sonra bizler salona alındık. Hepsi bu…

<<<SON>>>

Şükrü Işık

Kaynak: Ülkücülerin 12 Eylül Anıları - Yusufiye Vakfı Yayınları - İst, 2020

Editör: Kerim Öztürk