Dondurucu soğuk kış günleri boyunca, fâhiş  faturalarının daha da fâhiş olmaması için kombilere el uzatamayan insanları soğuktan titreten;  pazara, markete gitmeye korkar hâle getiren; biraz daha ucuz et alabilmek için "Et ve Süt Kurumu"nun önünde oluşan kuyruklardan rahatsız olup, o ucuz ete de erişilmesine ve insanların protein almasına engel olan; hergün biraz daha yükselen enflasyon oranları karşısında eriyen ve yoksulluk hattâ açlık sınırına varan asgarî ücrete yeni bir düzenleme yapmaktan imtinâ eden ama kur korumalı mevduat sahiplerine ve Hazine garantisiyle, yani vergilerimizle ömür boyu besleyeceğimiz yandaş müteahhitlere oluk oluk para akıtmakta hiçbir beis görmeyen bu zevâtı, şimdi Ramazan ayı boyunca, iftar sofralarında izleriz artık...!

Her akşam;  kuş sütünün bile eksik olmadığı, altın varaklı mobilyalarla bezeli sarayın ihtişamlı iftar sofralarında, "Medine hurmasıyla" oruç açarken,  nasıl da iyi birer müslüman olduklarını, nasıl da huşû içinde oruç tuttuklarını,  nasıl da hamd-ü senâlar ve dualar eşliğinde ellerini açtıklarını falan, gözümüze sokula sokula izleyeceğiz..!

Ve sonra, birgün, yer sofrasında mütevâzı bir sofrada oruç açarken göreceğiz zât-ı şâhânelerini ve eşrâfını...!

Ve bu manzara karşısında gözlerimiz yaşaracak ve " Ah ah! ne mutlu bize ki, şöyle müslüman, böyle dindar ve nasıl da mütevâzı bir "Şâhânemiz" var! " deyip  bütün sıkıntılarımızı unutup, hâlimize şükredeceğiz...!!!

Şükredelim ki, yer sofrasında oturmuyoruz, diyenimiz bile çıkabilir...!

Nerden biliyoruz bunları ?!
Her yıl tekrarlanan klâsik Ramazan sahnelerinden...!

Artık bu sahneler değişsin istiyorum...
Bu ülkenin kaderinin artık değişmesini istiyorum... 

Nasıl mı ?

Meselâ; "Vatandaşımın sofrasında, Medine hurması, manda yoğurdu veya et yoksa, ben de yiyemem, onlar bana haramdır..." diyebilen bir yönetici modeli görmek istiyorum artık.

Veya "Manda yoğurdu çok  şifalıdır, tüm vatandaşlarım da yiyebilsin diye ülkemde manda üretimini artırıyoruz, bundan böyle, herkes ucuz ve şifalı manda sütüne kolaylıkla erişebilecek..." gibi gerçek bir müjde  verebilen yönetici modeli görmeyi umuyorum...

Ya da, "Bu kadar lüks, bu kadar şatafat ve debdebe,  israf ve haramdır...Sade ve gösterişsiz bir evde yaşamalıyım" diyen bir yönetici arzu ediyorum.

Tabii bütün bu arzu, istek ve umutlarım; benim fantastik ve ütopik,  gerçekleşmesi pek mümkün görünmeyen, düşünme egzersizlerimden ibaret...!

Ama asıl ve en gerçek şekliyle olması mümkün olabilecek, hiç de ütopik olmayan   isteğim şudur;
Demokratik bir Hukuk Devletinde, ki öyle olduğunu iddia edenler var hâlâ; eğer dedikleri gibiyse, o halde,  olması gereken; işsiz ve aşsız tek bir kişinin kalmadığı, insan onuruna yakışır evlerde ve sofralarda oturduğu, insanca koşullarda yaşadığı, yardım paketlerine muhtaç edilip  onurunun kırılmadığı, ihtiyacını kendi kazancıyla karşılayabildiği ve kimseye el açmadığı bir ülkenin onurlu ve geleceğe güvenle bakabilen yurttaşların var  olması...
Şükretmeyi değil, hakkını istemeyi bilen yurttaşların var olması...

İşte o zaman, inanın, sadece Ramazan ayları değil, tüm aylar ve günler bereketli, mutlu, huzurlu ve kutlu geçecek;
Bu başarıyı gösterebilen yönetim kadroları da, hangi partinin temsilcisi olursa olsun, vatandaşın takdirini ve sevgisini kazanacaktır...

Gerçek müslümanlık, dindarlık ve tabii ki insanlık;  halka en verimli, en kaliteli ve en adaletli  hizmeti sunabilmekten geçer...

Selam ve sevgilerimle...

Reyhan DEMİREL
Demokratik Değişim Hareketi