Fatih Altaylı, suikast sonucu hayatını kaybeden Sinan Ateş'in "siyasi çevresi" ile konuşmuş...

Sinan Ateş, "Benim kalemimi kırmışlar. Haberi geldi. Her an bir şey yapabilirler" demiş.

Altaylı, "Tanıyanlar 'Bu işle kimin görevlendirildiğini bile biliyordu ama umursamıyordu' diye anlatıyor.

Ve Sinan Ateş'in siyasi çevresinde bu işi kimin yaptığına, kimin yaptırdığına ilişkin hiçbir bilgi eksiği yok.

Herkes her şeyi biliyor.

Ve herkes susmuş bekliyor." diye yazmış...

Yani Leonard Cohen adlı Kanadalı Yahudi/Budist şairin dediği gibi:

Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu,

herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu,

herkes biliyor, geminin su aldığını,

herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini...

Bu duruma göre bu işi kimin yaptırdığını artık Fatih Altaylı da biliyor ama isim vermiyor, veremiyor. Çünkü verilen bilgi yanlış çıkarsa, suç isnat etmiş olacak... Böyle bir hatanın da telafisi olmaz... Ayrıca böyle bir tespit yapmak gazetecilerden önce polisin, savcının işidir.

***

Zarların hileli olduğu bir siyasi kumarda, kavga çıktığında ger türlü kalleşlik yapılabilir. Fakat herkesin bildiği bir siyasi cinayeti örtmeye, kapatmaya da kimsenin gücü yetmez... Sinan Ateş'in iki kız evladının feryatları, seyreden herkesi yakmış durumda... Bu ateş, siyasette kullanılan hileleri, siyasi mücadeledeki çok yüzlülüğü ve Türkiye gemisinin neden su aldığını, kaptanın veya kaptanların neden yalan söylediğini de ortaya çıkarırsa Sinan Ateş'in ruhu huzur bulur.

Geminin su almasının sebeplerinden biri işte bu tür siyasi cinayetlere bile kalkışabilen yapılanmalara izin verilmiş olmasıdır. Bir gün kullanmak gerektiğinde el altında bulunsun diye... 

***

Türk polisi, bu cinayetin sorumlularını ve azmettiricilerini en küçük ayrıntılarına kadar ortaya çıkaracak yeteneğe sahiptir... Geçmişteki siyasi cinayetlerin çoğunun üzeri, devletin üzerine çökmüş bir yapı tarafından örtülmüş olabilir. Sinan Ateş'in katledilmesi ise uzun süreden beri gazetecilere ve siyasilere yönelik saldırıların cezasız kalmasının sonucudur... Meselâ,  Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik linç girişimine önceden tedbir almamak suretiyle izin veren bir yapı söz konusudur. O olayda Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, Kılıçdaroğlu'nun sığınmak zorunda kaldığı, etrafı sarılmış evden çıkarak, kalabalığa "önce benim cesedimi çiğnemeniz gerekir" diyerek cesaret göstermiş olmasa, ne olacağı belliydi...

Saldırıya uğrayan gazeteci Yavuz Selim Demirağ, gazeteci Orhan Uğuroğlu, siyasetçi Selçuk Özdağ da bugün atamızda olmayabilirdi... Bütün bu olayların üzerinin kapatılmış olması, Türkiye gemisinin su almasına yol açmıştır. Doğrudan insan hayatına yönelik eylemlerde bile adaletin gözetilmemesi, iktidarın görevini yapmaması ve adaletin sağlanmaması, Sinan Ateş'in katledilmesine giden sürecin aşamalarıdır...

***

Tabii giden geri gelmez... Artık ne yapılsa fazla bir önemi yoktur. Çünkü kaptanlar da yalan söylemektedir...

Cinayetin bir çeteye para karşılığına işletilmiş olması da geminin su aldığına işarettir. Çünkü bir ülkede devlet varsa mafya olmaz... Mafya varsa, o çeteler, devleti şahsi çıkarlarına alet edenlerin kullandığı yapılardır...

Arslan BULUT - Yeniçağ