Almanya Duisburg’ta ülkücülerin Estergon Teşkilatı’na takılan, ellili yaşlarda bir Alman vardı. 68 kuşağının komünist militanlarından biriydi. Cezaevinde yatıp çıktıktan sonra Almanlarla ile bir türlü yıldızı barışmamış, 80-100 kelime de Türkçe öğrendikten sonra iki köpeğini alıp Estergon’a gelirdi.
O, ne zaman teşkilata gelse arkadaşlar bana telefon ederdi “Hoca, gel senin adamın geldi” derlerdi, hemen arabaya atlar giderdim.
 Bir gün ona şöyle bir soru sordum:
“Niye hep ülkücülerin teşkilatına geliyorsun?.. Buraya seni çeken şey nedir?..”
Beni şaşkınlığa sürükleyen bir yanıt verdi:
 “Ben Türküm, ben marksistim, Almanlıktan istifa ettim… Burada insani sıcaklık var. Bu sıcaklık Almanlarda yok”.
Sonra bu Marksist Alman kardeşimiz belediye meclis üyesi adayı oldu, başına bir boyacı şapkası geçirip sadece Türk mahallelerini gezmeye başladı. Hatta televizyonlara çıktı, Almanlara veryansın etti, Türkleri “ezilen halklar olduğu için” övdü, övdü… Türkler de tek yürek olup bu Almanı belediye meclisine taşıdılar.

*

Durup dururken bu anı nereden aklıma geldi?..
Siyaset yapan il başkanlarının, milletvekillerinin bilmesi gereken bir gerçek var: “Türk” kavramının karşıtı “Türkiyeli” kavramıdır. Bizim insanımız “Ben Çerkezim, ben Boşnağım” sözüne artık takılmıyor. Ama kim ki “Ben Türkiyeliyim” diyorsa veya “30 Ağustos Türkiyelilerin bayramıdır” diyorsa  bizim insanımız “Aha yakaladım!.. Bu da Türk düşmanı!..” damgasını yapıştırıyor… Şu da bir gerçek ki bu damgayı yiyenler gerçekten de Türk’e düşmandılar… Onun için milliyetçi tabanda siyaset yapanlar doğaçlama konuşmalarında dikkatli olsunlar.
Estergon Teşkilatı’ndaki Marksist Alman bile “Ben Almanyalıyım” demedi, net konuştu “Ben Almanlıktan istifa etmiş bir Türküm!..” dedi.
Herkes net konuşsun!..
Zırva tevil götürmez!..

Alper Aksoy