Türkistan seyahatimizin bu bölümünde, gümrüğü kolay geçmek için Özbekistan’ın başkenti Taşkent’ten gece saat 04.00’te çıktık. Sınıra yaklaşık 25 kilometre mesafe var; gümrük geçişi sonrası Kazakistan’a girdik. Kazakistan, yüz ölçümü bakımından Türkiye’nin yaklaşık dört katı büyüklüğünde, çok geniş topraklara sahip bir ülke. Bağımsızlık sonrası %35 olan Kazak Türkü nüfusu, bugün iki katına çıkarak %70 oranına ulaştı. Ülkede Kazak Türklerinden başka, diğer etnisiteye mensup insanlar da yaşamaktadır. Özellikle Rus nüfusu kalabalık; Rus ve Çin etkisi bir tehdit unsuru olarak varlığını hissettiriyor. Bu topraklarda ülke güvenliği, varlık ve beka çok önemli bir faktördür.

Çimkent ve diğer yerleşim yerlerini geçtikten sonra Kazakistan’ın en önemli illerinden Türkistan vilayetine ulaştık. Bu bölge, diğer adıyla "Yesi" olarak anılır. Hasretini çektiğimiz Türkistan’ın piri Hoca Ahmet Yesevi’nin diyarına sonunda ulaştık. Önce onun çok büyük hürmet ettiği; tasavvuf misyonunu kutsal topraklardan buraya getiren, Peygamberimizden bir hurma emanetini teslim alma görevini ifa eden sahabe Arslan Baba’nın hikâyesini dinledik ve kabrini ziyaret ettik. Ardından Türk iş adamlarının yaptığı birbirinden kıymetli otelleri, sosyal tesisleri ve Diyanetin yaptırdığı camileri gezdik. Bölgeye Türkiye’nin ilgisi alkışlanmaya değer; tabii asla yeterli değil, daha fazlasına ihtiyaç var. Buraları anlatmak yetmez; gezmek, görmek, yaşamak ve hissetmek gerekir. Bölge, Ahmet Yesevi’nin manevi mührünü her haliyle hissettiren; İslam’ın Türk yorumunun ete, kemiğe ve ruha büründüğü; gönüllerin fethi ile manevi iklimin ihya edildiği kritik bir kader kavşağıdır.

Türkistan Gezi İzlenimleri Ve Ahmet Yesevi İle Büyük Türk İnkılabını Yeniden Başlatmak 3

Ahmet Yesevi, aynı zamanda Divan-ı Hikmet adlı eseriyle bir şairdir. Gönül adamı olmak, adamlığın kemale ermiş halidir. Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve daha niceleri... Bu mayanın Anadolu’ya, Kafkaslar’a ve Balkanlar’a ulaşan o büyük Türk-İslam inkılabının kilometre taşlarının döşendiği gönül fetihlerinin tohumu buralarda oluştu. Burası, nice ulu çınarların kök salmasına vesile olmuş kutlu bir diyardır.

Ahmet Yesevi; İslam’ı sevgi ve hoşgörü temelli bir yaklaşımla anlatan, Türk milletine aidiyetini fıtri ve ilahi bir emrin tecellisi olarak gören, "Türklük kader, din tercihtir." diyen, milliyetsiz İslam anlayışını reddeden, Türklüğü ile onur ve gurur duyan yüce bir Türk bilgesidir. Gönüller yapan, gönül fethini hedefleyen ve bu uğurda Alpler, Alperenler yetiştiren; vefatı sonrası bu misyonda milyonlarcasının yetişmesine vesile olan büyük bir dava erenidir. Bugün o ruha, o mayaya, o öze o kadar ihtiyaç var ki! Türk milleti ve bunalan insanlık, o büyük inkılaba muhtaçtır. Bir yerlerden yeniden başlamak, insanın manevi huzur ve mutluluk bulması, insanı yaşatmak için o misyona büyük ihtiyaç vardır.

Sonunda Ahmet Yesevi’nin kabrinin bulunduğu alana girdik; büyük bir heyecan yaşıyoruz. Önce o döneme ait ek binaları, hamamı ve yaşamını sürdürdüğü mekânlardaki eşyaları, sanat eserlerini inceleyerek bilgiler edindik. Tarihî Türk hamamını ve belli sanatların icra edildiği orijinal eserleri tanıyarak tarihe yolculuk yaptık. İzlenimlerimiz ve görseller bizi adeta yedi asır öncesine götürdü. Kafilemiz sessiz, samimi ve büyük bir sükûnet içinde anlatılanları dinliyor, manevi bir haz alıyordu. Yüzlerdeki merak ve burukluk, bu büyük zatı tanımanın verdiği rahmet ve minnet duygularıyla birleşiyordu. O dönemde dünya, henüz bu yerleşik düzenin yanından bile geçmemişti. İslam’ın yorumu, Türk kültür ve medeniyet değerleri, bilimsel gelişmeler itibarıyla bölge altın çağını yaşamıştı.

Merakla çilehaneyi ve kabri görmek için sabırsızlanıyorduk. Kazak Türkü rehberimiz dersine iyi çalışmış, en küçük ayrıntıyı bile özenle aktarıyordu. Yesevi’nin çilehanesine girdiğimizde orijinal eserler, yazılar ve görsellerle karşılaştık. Ahmet Yesevi; büyük bir fedakârlıkla, dur durak demeden, at üstünde veya yayan; karda, ayazda, sıcakta gezdiği Türkistan civarı, İran, Anadolu, Kafkasya ve Balkanlar'da büyük bir değişimin tohumlarını ekmiştir. İnsanların İslam’ı kabul etmesine vesile olmuş; saf, duru, vahye uygun, aklı ve bilimi esas alan bir gayretin insanı olmuştur. 63 yaşından ömrünün sonuna kadar kendisini çilehaneye kapatmış; sohbet ve cuma namazı dışında dışarı çıkmamıştır.

O, Türk olduğunu açık ve net biçimde söylem ve eyleme dökmüş; tasavvufi çizginin bir millete ait olma ilahi gerçeğini akıl ve nakil eşliğinde insanlık tarihine altın harflerle yazmıştır. İnsanın bedenini değil; beynini ve gönlünü değiştirmeyi hedeflemiştir. Bugün hâlâ o misyonun hasreti çekilmekte; Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli gibi ulu bilgelerle birlikte bu çizgi yol haritamız olmaya devam etmektedir. Buradan yeni bir Türk Rönesans’ı başlatmalı; Türk’ün değerlerine sımsıkı sarılarak söylemden çok eylem ortaya koymalıyız.

Türkistan Gezi İzlenimleri Ve Ahmet Yesevi İle Büyük Türk İnkılabını Yeniden Başlatmak 4

Aksi takdirde başka milletlerin humuslu toprağı, tahrif edilmiş dinlerin piyonu oluruz. Bugün İslam’ı siyasallaştıran güçlerin oyunları ortadadır. Hangi çağda huzurlu olmuşsak, günü o doğrultuda akıl ve bilimle güncelleyerek geleceğe yürümeliyiz. Ne dinimiz ne de töremiz kula kulluğu kabul eder. Türk milleti onurlu ve şerefli bir millettir; aç kalır, fakir olur ama asla köleliği ve uşaklığı kabul etmez.

Büyük Türk inkılabını; Ahmet Yesevi, Maturidi, Emir Timur, El-Harezmi, El-Biruni, Uluğ Bey, Gaspıralı İsmail, Ziya Gökalp, Cengiz Aytmatov, Atatürk ve Aziz Sancar gibi ulu Türk bilgeleri, bilim insanları ve binlerce yıllık geleneklerimiz oluşturmalıdır. Türk Cumhuriyetlerinde dolaşırken ortak kelimeler olmasına rağmen anlaşmakta güçlük çekiyoruz. Bu hem zaman kaybı hem de iletişim eksikliğidir. Edirneli ile Hakkarili bugün anlaşıyorsa, bu Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçe eğitim sayesindedir.

Gaspıralı İsmail’in "Dilde, fikirde, işte birlik" sözü bir öngörü harikasıdır. Türk dünyasını güçlü kılacak her türlü potansiyel mevcuttur; ancak bunu harekete geçirecek samimi bir iradeye ve vizyona ihtiyaç vardır. 350 milyonluk Türk dünyası, sömürüyü sonlandırmak için beyin göçüne engel olmak zorundadır. Türk çocukları sayesinde bu coğrafya, bilimin ve eğitimin cazibe merkezi olmalıdır. Tarihte Türkler birbirleriyle savaşarak çöküşe geçti; aynı yanlışı yapmamak için farklılıkları zenginlik kabul etmeliyiz.

Moldava’da ne gördük
Moldava’da ne gördük
İçeriği Görüntüle

21. asrı "Türk asrı" yapacak potansiyel elimizdedir. "Türkiye Yüzyılı" yaklaşımı bu noktada eksik kalabilir; doğrusu tüm Türk dünyasını kapsayan "Türk Asrı"dır. Türk asrı ve Türk milliyetçiliği, bütün Türklerin müşterek paydasıdır. İnsan odaklı bir Türk çağını dünya bekliyor. Ahmet Yesevi’nin kabrine yürüme mesafesinde olduğumuz bu son gecede, onların gördüğü rüyaların gerçek olması tarihsel bir gerekliliktir. Büyük hedefler hayallerle başlar.

Çağımız Türk çağı, asrımız Türk asrı olmalıdır.

Sabri ŞENEL - 1.05.2026