Prof. Dr. Yümni Sezen

Şuurlu, kasıtlı ve istismarcı yaklaşımlar dışında, millî, dinî meselelerde, anlaşılmazlıklar, muğlak bakışlar, şuursuzluklar devam edip gidiyor. Oysa bu konulara, özellikle milliyetçilik konusuna ne kadar emek verildi. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali Bey, Zeki Velidi Togan, Ayaz İshaki, Mehmet Emin Resulzâde, Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, yakın tarihte Osman Turan, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, S. Ahmet Arvasi, isimlerini burada zikretmediğim nice ilim ehli, boşuna mı uğraştılar, yazıp çizdiler, söylediler? Halâ mı şuurlanamadık? Üzülmemek mümkün mü?

Anlayışa engel olan, olanı bozan, birşeyler var. Emevi dini ile, buna çare olarak ortaya çıkmış ve fakat olamamış, bu din anlayışının üzerine eklenmiş sufi dini, yani Allah ile aldatanlar, dinî siyaset ve menfaat kalıplarına dökmeyi kurallaştıranlar ile peygamberi yetersiz bulanların dinî, psikolojik, sosyolojik, manzarasının yaptığı ve yapacağı tahribatın haddi hesabı yoktur. Hakikatın özünden, amacından, saptırmıştır. Bir vermişse on almıştır. Aydınlık zihinleri karartmıştır.

Bir kişi Türk olduğu, kendisi de ben Türküm dediği halde, “Ne Mutlu Türk olana” ile “Ne Mutlu Türküm diyene”yi karıştırıp, her ikisini de ırkçılık yapmak gibi görürse, ne demeli? Bu kişiyi bu kanaate götüren sebep neler olabilir? Olsa olsa milliyetçiliği de istismar edenlerin bulunması, Türkiyedeki bilgi kirlilikleri ve siyasi keşmekeştir. Fakat bana göre esas sebep, saptırılmış ve istismarcıların veya şuurlanamamışcıların mirası olan din duygusudur. Asırlardır Türk milletini esir almış olan tarikatlardır. Bunlara Türk’ü ve Türk milliyetçiliğini nasıl anlatacağız? Türk olan ve en anlayışlıları bile Türkiye milliyetçisiyim diyor. Doğrusunu söylemenin bir sorumluluk olduğunu biliyoruz.

Türkiyelilik kimlik değil, bir coğrafyaya aidiyettir. O coğrafyadakilere ayrıcalık, üstünlük, imtiyaz iddiası atfedilmeksizin, kurucu kültür sahibi Türk denmişse, artık bir kimlik söz konusudur. Yapılacaksa bunun milliyetçiliği yapılır. Kimliğini, kültürünü, değerlerini, inanç sistemini, geleceğini kaybet­memek için yapılır. Almanya veya Almanyalı milliyetçiliği olmaz, Alman milliyetçiliği olur. Fransa milliyetçiliği, Arabistan milliyetçiliği değil, doğru­su Fransız, Arap milliyetçiliğidir. Arabistanlı, Fransalı, İtalyalı milliyetçiliği bir kimlik ifadesini yansıtmaz. Eğer oralarda veya Türkiye’de, yan kültürlerin, alt kimliklerin varlığı kastediliyorsa ve eğer karmaşa halinde çoğulcu bir düzen yoksa veya devlet paylaşılmamışsa, orada kurucu kültüre bağlı tek millî kimlik var demektir. Irkçılıkla milliyetçilik arasındaki farkı da burada anlatmayı gereksiz görüyorum. Yüce dinimiz, ırkçılığa kapalı, milliyetçiliğe açıktır. Millî kimliği ve milli şahsiyeti olmayan kişi ve toplumlara, İslam, kendini nasıl taşıtabilir, onlar olmaksızın dünyaya mesajını nasıl verebilir? İslamın özüne ve amacına vakıf din ve felsefe büyükleri, sufi düşünceyi ve yaşayışı yozlaştırmamış haddini bilen, kadir kıymet bilen, gönül sultanları, bu meseleyi pek iyi bilirler. Bunlardan da bir örnek vererek bitireyim. Abdülha­kim Arvas, yanındakilerle sohbet ederken, söz, kavim, millet meselesine gelince şöyle der: Biliyorsunuz ben seyyidim. Bu demektir ki menşe olarak Türk değilim. Ama şunu bilin ki, dünyada iki Türk kalsa biri benim. Biraz sonra, hayır hayır der. Eksik söyledim, düzeltiyorum. Dünyada tek bir kişi Türk kalsa o benim. Ama jön Türk değilim. Onun torunlarından dostum ve ağabeyim rahmetli S. Ahmet Arvasi, bir kitabının girişinde şöyle yazmıştır: Ben, Afrika’nın bir köşesinde, bir kavmin siyahî bir ferdi olsaydım bile (yani Türk olmasaydım bile) Türk milletini tanıdıktan sonra hiç tereddütsüz Türk milliyetçisi olurdum.

Hepsi bu.

Prof. Dr. Yümni Sezen

Şuurlu, kasıtlı ve istismarcı yaklaşımlar dışında, millî, dinî meselelerde, anlaşılmazlıklar, muğlak bakışlar, şuursuzluklar devam edip gidiyor. Oysa bu konulara, özellikle milliyetçilik konusuna ne kadar emek verildi. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali Bey, Zeki Velidi Togan, Ayaz İshaki, Mehmet Emin Resulzâde, Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, yakın tarihte Osman Turan, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, S. Ahmet Arvasi, isimlerini burada zikretmediğim nice ilim ehli, boşuna mı uğraştılar, yazıp çizdiler, söylediler? Halâ mı şuurlanamadık? Üzülmemek mümkün mü?

Paradigma Değişimi; Fon Vurgunu Travmasından Yeni Bir Türkiye Modeline Geçebilir Miyiz?
Paradigma Değişimi; Fon Vurgunu Travmasından Yeni Bir Türkiye Modeline Geçebilir Miyiz?
İçeriği Görüntüle

Anlayışa engel olan, olanı bozan, birşeyler var. Emevi dini ile, buna çare olarak ortaya çıkmış ve fakat olamamış, bu din anlayışının üzerine eklenmiş sufi dini, yani Allah ile aldatanlar, dinî siyaset ve menfaat kalıplarına dökmeyi kurallaştıranlar ile peygamberi yetersiz bulanların dinî, psikolojik, sosyolojik, manzarasının yaptığı ve yapacağı tahribatın haddi hesabı yoktur. Hakikatın özünden, amacından, saptırmıştır. Bir vermişse on almıştır. Aydınlık zihinleri karartmıştır.

Bir kişi Türk olduğu, kendisi de ben Türküm dediği halde, “Ne Mutlu Türk olana” ile “Ne Mutlu Türküm diyene”yi karıştırıp, her ikisini de ırkçılık yapmak gibi görürse, ne demeli? Bu kişiyi bu kanaate götüren sebep neler olabilir? Olsa olsa milliyetçiliği de istismar edenlerin bulunması, Türkiyedeki bilgi kirlilikleri ve siyasi keşmekeştir. Fakat bana göre esas sebep, saptırılmış ve istismarcıların veya şuurlanamamışcıların mirası olan din duygusudur. Asırlardır Türk milletini esir almış olan tarikatlardır. Bunlara Türk’ü ve Türk milliyetçiliğini nasıl anlatacağız? Türk olan ve en anlayışlıları bile Türkiye milliyetçisiyim diyor. Doğrusunu söylemenin bir sorumluluk olduğunu biliyoruz.

Türkiyelilik kimlik değil, bir coğrafyaya aidiyettir. O coğrafyadakilere ayrıcalık, üstünlük, imtiyaz iddiası atfedilmeksizin, kurucu kültür sahibi Türk denmişse, artık bir kimlik söz konusudur. Yapılacaksa bunun milliyetçiliği yapılır. Kimliğini, kültürünü, değerlerini, inanç sistemini, geleceğini kaybet­memek için yapılır. Almanya veya Almanyalı milliyetçiliği olmaz, Alman milliyetçiliği olur. Fransa milliyetçiliği, Arabistan milliyetçiliği değil, doğru­su Fransız, Arap milliyetçiliğidir. Arabistanlı, Fransalı, İtalyalı milliyetçiliği bir kimlik ifadesini yansıtmaz. Eğer oralarda veya Türkiye’de, yan kültürlerin, alt kimliklerin varlığı kastediliyorsa ve eğer karmaşa halinde çoğulcu bir düzen yoksa veya devlet paylaşılmamışsa, orada kurucu kültüre bağlı tek millî kimlik var demektir. Irkçılıkla milliyetçilik arasındaki farkı da burada anlatmayı gereksiz görüyorum. Yüce dinimiz, ırkçılığa kapalı, milliyetçiliğe açıktır. Millî kimliği ve milli şahsiyeti olmayan kişi ve toplumlara, İslam, kendini nasıl taşıtabilir, onlar olmaksızın dünyaya mesajını nasıl verebilir? İslamın özüne ve amacına vakıf din ve felsefe büyükleri, sufi düşünceyi ve yaşayışı yozlaştırmamış haddini bilen, kadir kıymet bilen, gönül sultanları, bu meseleyi pek iyi bilirler. Bunlardan da bir örnek vererek bitireyim. Abdülha­kim Arvas, yanındakilerle sohbet ederken, söz, kavim, millet meselesine gelince şöyle der: Biliyorsunuz ben seyyidim. Bu demektir ki menşe olarak Türk değilim. Ama şunu bilin ki, dünyada iki Türk kalsa biri benim. Biraz sonra, hayır hayır der. Eksik söyledim, düzeltiyorum. Dünyada tek bir kişi Türk kalsa o benim. Ama jön Türk değilim. Onun torunlarından dostum ve ağabeyim rahmetli S. Ahmet Arvasi, bir kitabının girişinde şöyle yazmıştır: Ben, Afrika’nın bir köşesinde, bir kavmin siyahî bir ferdi olsaydım bile (yani Türk olmasaydım bile) Türk milletini tanıdıktan sonra hiç tereddütsüz Türk milliyetçisi olurdum.

Hepsi bu.