Okulların tatile girmesiyle birlikte, her sene olduğu gibi binlerce çocuk, küçük yaşta yoksul ailelerine yardım etmek amacıyla çalışmaya başlar.

Tarlalarda çapa yapan, hayvanları otlatan, sanayide çalışan, atölyelerde çıraklık eden, sokaklarda ayakkabı boyayıp, seyyar satıcılık yapan, çok sayıda çocuğu yaşamın her alanında görmek mümkün.

Yaz tatillerinde çalışma mecburiyeti olan çocuk olmak, apartman sakinleri ve çocukları sabah toplanıp denize gitme hazırlıkları yaparken aralarından hüzünle geçip çalıştığın dükkanın önüne erkenden dikilmektir.

Top oynayan arkadaşlarını camekanın arkasından buruk ve garip bir heyecanla seyretmektir. Haftalık alınca koşa koşa eve gidip anneye vererek yüzündeki mutluluğu görmektir.

İşten çıkıp oyun oynamak için koşarak mahalleye geldiğinde mahalledeki çocukların evlere dağılışına denk gelip derin bir iç çekmektir.

En sevdiğin çizgi filmi seyrederken yorgunluktan uyuyakalmaktır.

Sevdiğin kızı sadece annesiyle pazara giderken berberin camından görmektir.

Ve en çok koyan da tatil dönüşü "nereye gittiğiniz bakalım" diye soran öğretmene cevap verememektir.

Aynı mahallede birlikte oynadığın arkadaşlarının verdiği eskilerle büyümek ve benim pantolonum benim ayakkabılarım dendiğinde kulaklarına kadar kızarmaktır , ama aynı zamanda öğrenmektir hayatı, zorluklara karşı dik durabilmektir. ekmeğini taştan çıkarabilmek, paranın kıymetini bilmektir.

Evin sofrasına katkı yapmanın gururunu yaşamak ve daha bir çoğunu sayamamaktır .

En önemliside yaşamın tüm zorluklarını bir başınıza öğrenebilmektir hayatın içerisinde çelikleşmek hayata tutunabilmeyi erken yaşlarda öğrenebilmektir.

Kamil Koç