Dün Ümraniye'de sokakta karşılaştığım bu tabloyu, eşlerin iznini alarak resimledim. Biz, bu evli yaya çiftlerin kullandığı bebek arabalarında bebek görmeye alışmıştık. Birden şaşırdım ve ani bir hamleyle bu anın fotoğrafını çektik. Dünyada genç nüfus artışı ve avantajından çok gerilere savrulduğumuzun yürek burkan resmidir.

Çocuk Arabaları Çocuğa Hasret Doğum Oranları Neden Dip Yaptı 2

Artık gençler çok geç evleniyor. Geç evlenen ya da erken evlenenler, istisnalar ve mazeretler dışında çocuk doğurmakta trajik bir düşüş yaşıyor. Evlenen çiftler, şehvet-evlat ikileminde kendi rahatlarını, şehvetlerini seçerek haneleri ve sokakları çocuksuz bırakıyor. Hatta geçim endişesine sığınarak çocuk yapmama mazeretini sıklıkla duyuyoruz.

Türkiye’de Siyasi Olaylar ve Muhalefetin Kısır Döngüleri
Türkiye’de Siyasi Olaylar ve Muhalefetin Kısır Döngüleri
İçeriği Görüntüle

Halbuki gençlerin anne ve babaları, kendilerinden fedakârlık yaparak çocuklara kendilerini adayarak evlat sahibi olmayı en büyük mutluluk, onur ve gurur gören cesur, fedakâr ve vefakâr nesillerdir. İnsanlar kendi rahat ve konforlarını varlık sebebi ve vazgeçilmez sayarsa, toplumsal felakete sürüklenmemiz kaçınılmaz olur.

Aile, hane, sokak, köy, mahalle, cadde, park, hastane, okul hiç çocuksuz olur mu? Kuş sesleri ne kadar güzelse, çocuk sesleri ondan daha da güzeldir. Dünyanın en güzel kokusu çocuk kokusu, en güzel gülüşü çocuk gülüşü, en samimi ve içten davranışı çocuk davranışı olduğu bir gerçektir. Bu, her türlü bilimsel incelemeyle ortaya konulabilecek çalışmalarla da desteklenmektedir.

Çocuklar evliliğin, ailelerin mutluluk kolonları, temel direkleridir. Anneye ve babaya, yaratıcı öyle bir misyon yüklemiştir ki bu misyonun hakkını verenler ancak bu hazzı tadabilir. Elbette bunun istisnaları vardır ama sağlıklı değer yargılarının aileleri ve fertleri kuşattığı toplumlar mutluluk hazzını doya doya yaşarlar.

Aile, her milletin temel savunma kalesidir. Sağlam aileler, sağlam milletleri meydana getirir. Milletler bu çizgide kuracakları sosyal ve siyasal yapılarla huzurlu, mutlu ülkeleri meydana getirir.

Çocukların yeterli oranda dünyaya gelmediği ülkelerin varlığı ve bekası tehdit altındadır. Yaşlanan milletler, gençleşen milletlere yerini terk etmek zorundadır. Yaşlanan Avrupa ve Batı’daki alarm Çin’e de yansıdı. Çin’de de korkunç bir nüfus azalışı gözleniyor.

Çocuk sayısının artmasını, doğum oranlarının yükselmesini isteyenler bunun tedbirini almakla mükelleftir. Bunun bir sosyal, ailevi ve siyasal sorumluluğu vardır. “En az üç çocuk” tavsiyesi kulağa hoştur ama bunun gereği ancak huzurlu, mutlu bir ülke inşa etmekten geçer.

Bulunduğumuz ülke, dünyanın en stratejik ve zor coğrafyasındadır. Burada en uzun kalan kadim millet Türk milletidir. Nüfus azalışına asla tahammülümüz yoktur. Bu, geleceğin en büyük varlık ve beka problemidir. Çocuk doğmazsa, yarın öğrenci, asker vb. hayatın yüklediği görevleri kim yerine getirecektir?

Elbette çocuklar çok kıymetlidir ama abartarak çocukları kral, sultan, prenses; bir eli yağda bir eli balda, üşümesin, yanmasın diyerek koruma çemberine, zırhına almak; onu tahta oturtmak ve abartmak yanlış sonuçlar doğurur. Çocuk da bu tahtını, evlenme yaşına geldiğinde çocuk arabası tahtına köpek oturtmakla değiştirir. Hatta bazen çocuk yapmayıp birden çok kedi-köpek bakmaya yönelir. Tahttaki değişikliği evcil hayvanlardan yana kullanır. Belki yaşlı anne babasına bakması gereken, kedi köpeğe bakar. Ama o kedi köpek yaşlandığında ona bakmaz. Ne ekersen onu biçersin.

Elbette kedi köpek bakılmalı, ama bunun bir dengesi, makul ölçüsü olmalıdır. İşte çocuk yerine her fedakârlığa katlanmak ebeveynlik değil, çocukları yanlış eğitmek, geleceklerini tehlike altına atmaktır.

Çocuklar altın emzikle yetiştirilmemelidir. Elbette her kuşak biraz daha rahat imkânlara kavuşuyor ama herkesi ağa, paşa, doktor, mühendis vb. yapamayız. Herkesi üniversite mezunu yapan sistem baştan sona sakattır. Elbette zeka, kabiliyet, çalışkanlık, ehliyet, liyakat; hayat rollerini vermeli. İltimas, torpil, adam kayırma en büyük sosyal hastalık ve ahlaksızlıktır.

Çocuklar veli olur, deli olur, bey olur ama hamal da olur, olmalıdır. Ağır işleri yapanlar da olacaktır. Eğitim, ilkokuldan itibaren kabiliyet ayıracı olmalı. Ona göre erken iş, meslek edinilmeli. Evlilik daha makul yaşlarda olmalı. Çocuk yaşta evlilik yanlış olduğu gibi, sağlıklı doğurma yaşını geciktirmek de son derece mahsurludur.

İşte bütün bu sosyal ve siyasal süreçleri hayata geçirecek akla, bilime, millî politikalara ihtiyaç vardır. Zorunlu eğitimin üniversite önlerine yığdığı yığınlar, imtiyazlı iş edinme şansını bulamayanlar için; zorunlu emekli olan, düşük gelirli ailelerin maaşına ortak olan sayısız genç nüfus, aldığı üniversite eğitimine uygun iş bulamamakta, haliyle evlenememekte ve toplumsal drama dönüşen vakalar, gençleri intihara varan çıkmazlara sürüklemektedir.

Başarılı eğitim alan belli meslekler için ise gençler, kapana kapana yurt dışına gidiyor. Orada yeni bir dünya kuruluyor. Kurulan evlilikler ve doğan çocuklar, o ülkeler için anlam ifade ediyor.

Başarılı öğrencisini yurt dışına kaptıran, yurt dışına gidemeyeni evde ailenin emekli maaşına talim ettiren, geceleri gündüz, gündüzleri uykuda geçiren bir gençlik inşa etmek toplumsal ve siyasal utancımız olmalıdır. Bu fakir milletin masraflarını karşıladığı başarılı, nitelikli öğrenciler; kendi ülkesine değil, yabancı ülkelere hizmet ediyor.

Savaş ve işgal süreçleri yaşayan ülkelerin komşusu Türkiye, aklın, bilimin, hukukun, demokrasinin olmadığı; cunta veya feodal yönetimlerin egemen olduğu Ortadoğu ülkelerine dönüşüyor. İşte emperyalist ülkelerin BOP planı gereği savaş ve işgaller sonucu Türkiye sığınmacı ambarına dönüşmüş; feodal Ortadoğu gelenekleri ile yaşanan çok evlilikler, sığınmacıların doğum patlaması yapmasına çanak tutuyor.

İşgali planlayan ülkeler kaynaklara çökerken bize milyonlarca sığınmacı ve patlama yapan doğum oranları bıraktı. Bunu öngöremeyen, tedbirini alamayan yöneticilere yazıklar olsun. Sığınmacı çocuklarına harcanan kaynaklar, kendi insanına harcanmalıydı. Bunu “ümmet kardeşliği”, “muhacirlik” diye topluma servis etmek, din ile insanları aldatmaktır. Türkiye, her mazluma ve Müslümana kapısını açacak sınırsız kaynaklara sahip bir ülke değildir.

İşte diplomasi, bunun hesabını sorma plan ve sanatıdır. İşgalci koalisyonun verdikleri fonlardan çok daha fazlasını Türkiye, kendi kaynaklarından harcamaktadır. Bu konudaki resmî veriler ve yetkililerin açıklamaları, durumun vehametini ortaya koyuyor.

Bu sorunlara tuz biber ekerek, bölge ülkesi olan; Cumhuriyet değerleriyle parlayan yıldız Türkiye, Suriye, Irak, Afganistan, İran, Libya vb. ülkelerin yaşadığı BOP planı gereği işgalin faturasını ağır sığınmacı sorunları ile ödemekte, ülkemiz demografik işgal yaşamaktadır.

Sığınmacılar rekor düzeyde doğum yaparken, Türk gençleri ya evlenmemekte ya da evlenip çocuk yapmamakta veya standart altı sayıda çocuk sahibi olarak gizli, sinsi demografik işgale davetiye çıkarmaktadır. Bu durum, ülkemizin elimizden kayıp gitmesine zemin hazırlamaktadır.

Uğruna şehitler verdiğimiz, ağır bedeller ödediğimiz vatanımız, sürdürülebilir ve makul bir doğum oranına ulaşmadıkça, elimizden çıkabilir. Sinsi projelerle bu hedeflenmektedir. Elbette bu ülkede huzurlu ve mutlu yaşamak her insanımızın hakkıdır; lakin Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak gerekir.

Çalışacak, emeklisine bakacak, askerlik yapacak, üretecek, güvenlik hizmetlerinde bulunacak genç nüfus, ancak çocuk doğumuyla mümkündür. Gençlerin hem ekonomik, hem sosyal, hem de millî ve insani nedenlerle mutlaka iş sahibi, eş sahibi ve çocuk sahibi olacakları bir ortamın hazırlanması, sosyal, siyasal ve toplumsal bir sorumluluktur. Bu, neslin devamı ve millet olmanın gereğidir.