Aslıyüce’nin son seferi... Aslıyüce’nin son seferi...

1990 yılında gazeteciliğe başladı. İşte Röportaj Dergisi, Söz Gazetesi, Hürses Gazetesi, Ateş Hattı Programı, İntermedya Ekonomi Dergisi, Macro Economy Dergisi, Global Gazetesi, Haber Extra Dergisi, Nokta Dergisi, Yenibinyıl Gazetesi, Sabah Gazetesi, TRT Türkiye'nin Sesi, Yeni Şafak Gazetesi, Star Gazetesi, Trend Dergisi, Focus dergilerinde çalıştı/yazıları yayınlandı. Bu yayınların ait olduğu basın gruplarında gazetecilik yaptı. Muhabirlik, Kıdemli Muhabirlik, İstihbarat Şefliği, Haber Müdürlüğü, Genel Yayın Yönetmenliği, Köşe Yazarlığı görevlerini yürüttü. Sarı basın kartı sahibi Ersanel'in yayınlanmış beş kitabı bulunmaktadır.

İlgili tüm bilimsel disiplinlerin akademisyenleri biliyor, söylüyorlardı. ‘Dillerinde tüy bitmişti’. “Burada deprem olacak” diyenlere, “e, bilmeyen mi var” diye dudak büküyorlardı…

Deprem oldu. Ama şaşırdılar…

8 Şubat'ta şaşkınlıklarının minik kısmına değinmiştim, onları da anımsatarak şaşkınlığı büyütelim…

Anlayacağımız yer, ‘şaşkınlığın’ yayılacağı yerdir. O zaman ‘garip’ bulmaya başlayabiliriz. ‘Şüphe’ öyle gelir…

Bu depremin gücünü/etkisini anlamakla şüphenin başlaması arasında bağ var.. ‘Odadaki Fil’e ulaşmanın ilk basamağı o.. Böyle okuyalım…

*

‘Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü (INGV) Başkanı Carlo Doglioni, “Anadolu levhası Arap levhasına göre, kuzeydoğu-güneybatı yönünde en az üç metre hareket etti. Ve 30-40 saniye içinde gerçekleşti. Sanki Türkiye hareket etti’…

Doglioni önemli. Kaos içinde ilk o ‘farkındalığı’ teşvik etti. Haber diline tercümesi, “Türkiye 3 metre hareket etti”dir. Öyle yazdık, ondan sonradır, “metaforun gerçek olduğu”na ilişkin okumalar arttı..

Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan’ın, “Olağanüstü bir durum yaşanıyor. Tüm yeryüzünde böyle deprem görülmedi” ifadesini tekrarlayalım…

Japon Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaki’nin; “Son üç yıldır Türkiye’deki depremlerin şiddeti artıyor”u tekraren iliştirelim…

Ve devam edelim…

*

Kanada Victoria Üniversitesi Yeryüzü ve Okyanus Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Edwin Nissen: ‘Bu şimdiye kadar kaydedilmiş en büyük depremlerden biridir. İlk beşe girer. Kimse bu fay hattında böyle bir deprem beklemiyordu. Sismologların beklemediği bir depremdi”…

University College of London deprem mühendisliği uzmanı Prof. Tizian Rossetto: “Bölgenin sismik özelliklerini biliyorduk ancak bu çok büyük bir deprem. Bu çok yaygın bir durum değil. Sismik tasarımlarda da düşündüğümüz bir hal değildir”…

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) Afet Yardım Ekibi’nin lideri Stephen Allen: “Dünyanın birçok bölgesinde bulundum. Bu denli yıkıma şahit olmamıştım. Aslında Türkiye’nin bu tip afetler için kapasitesi çok yüksek. Ancak deprem öylesine güçlüydü ki… ”

ABD Northwestern Üniversitesi, Sismolog ve jeofizikçi Susan Van Der Lee: “24 saat hatta daha kısa sürede bu büyüklükte depremlerin yüzeye çok yakın bir şekilde meydana gelmesi normal bir durum değil”…

ABD Güney Kalifornia Üniversitesi, Doç. Dr. Sylvain Barbot: “Şaşırtıcı çok unsuru bulunuyor. Birkaç saat aralıkla iki büyük deprem iki farklı fay hattında gerçekleşiyor. Bu durumun daha önce görülmüş bir şey olduğunu düşünmüyorum. İkinci deprem daha bilinmeyen bir hat üzerinde. Buna, ‘hayalet hat’ diyoruz. Pasifti. Depreme yol açmamasını beklerdik ama yanıldık”…

New York Cornell Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nden Doç. Judith Hubbard: “Yaygın görülen bir durum değil. 20 yıldır dünyanın çeşitli bölgelerinde depremleri araştırdım, bu çok daha karmaşık. Bu depremin olağandışı olduğunu düşünebiliriz”…

Washington Üniversitesi Yer Bilimleri Profesörü Harold Tobin: “Eşi benzeri görülmemiş bir olay. Türkiye için söylemiyorum. Dünyada ve son yüzyılda meskun mahalde yaşanan en büyük deprem. Bekleniyordu ama şiddeti beklenmiyordu”…

Tohoku Üniversitesi’ndeki Uluslararası Afet Bilimi Araştırma Enstitüsü Profesörü Shinji Toda: “Karada meydana gelen en büyük depremlerden. Beklenmedik büyük bir depremdi”

Kral Abdullah Bilim-Teknoloji Üniversitesi, Yer Bilimi ve Mühendisliği Profesörü Paul Martin Mai: “İlk depremden saatler sonra aynı bölgede tekrar büyük deprem yaşanması bilimsel olarak çok sıra dışı bir durum. Üç senedir fazla hareket etmeyen faylar kırılmaya başladı”…

*

Depremlerin suni olarak üretilip üretilemeyeceği konusu popüler tartışma konularından biridir. Depremlerin ardından ve HAARP mimarisi üzerinden tekrar tekrar gündeme geliyor…

Depremden önce ve sonra yapılmış iki ayrı röportajdan alıntı yapıp öyle yürüyelim.. Dikkat buyurunuz…

Bir, “Doygunluk noktasına gelmiş, yani deprem üretmeye yaklaşmış bir fayı tetiklemek için gerekli ek/gerekli stres transferi sadece bir araba lastiğinin içindeki havanın sekizde biri kadardır”… (Prof. Dr. Naci Görür, Teke Tek, 08/02, HaberTürk.)

İki, “HAARP uyduruk bir şey değil. Proje gereği çok küçük frekanslı dalgaları özellikle İyonosfer’e göndererek, İyonosfer’den de bu ultra/en küçük mikro dalgaları arz kabuğunda belirli yerlere reflekte ederek kayalar içinde rezonansa/titreşime neden olduğu/olabileceği düşünülüyor. Bu titreşim de yeterince stres biriktirmiş faylarda depremi tetiklemeye neden olabilir. Yer bilimciler buna ‘hadi canım sen de” diyor. Bize inandırıcı gelmiyor. Bilmiyoruz yani, o konuda bir şey söyleyemem”. (Prof. Dr. Naci Görür, Sert Sorular, 11/01, TvNet.)

HAARP ve suni deprem hakkında kamyon dolusu materyal üretilmiş durumda. Ancak “kanıtlanmıştır” demek imkânsız. Bilim insanları da bu konuda katı. Gelgelelim, bir düzeltme artık yapılmak zorunda; doğru soru, “suni deprem üretilebilir mi” değil, “deprem tetiklenebilir mi”dir! Cevabı da artık rahat yazabiliriz; Evet. Deprem suni olarak tetiklenebilir!

Şüphe”ye ulaştığımız nokta budur. Bu alıntılar, “depremin suni olarak gerçekleşebileceğine” kapı açıyor. Hatta zaman-şiddet ayarının hesaplanabileceğini de işaretliyor. Dahası, ahım-şahım ilk enerjiye, nihayetinde HAARP gibi büyük yapılara bile ihtiyaç olmadığını düşündürüyor. Kaya gazı/petrolü çıkarmak için fay hatlarına basınçlı su basılması türünden insan yapımı uygulamalar dahi buna neden olabiliyor.

Bu da bir harita sonuçta. Üzerine, fay hatlarına gerçekleşmiş depremleri nokta nokta işaretlemek gibi, Türkiye’nin iç ve dış politik şartlarını yerleştirebilir miyiz?

Tehlikeli sorudur ama mümkündür.

Devam edeceğiz…

Nedret Ersanel

Editör: Kerim Öztürk