Geçen Perşembe günü HaberTürk TV kanalında ‘’Hadislerin dindeki yeri’’ konuşlu bir tartışma programı yapıldı. Konuklardan biri hadislerin doğruluğunun tartışmalı olduğunu savunan Prof. Dr. Caner Taslaman, diğeri ise hadisler olmadan İslam yarım kalır diyen Ebubekir Sifil

Konukların görüşlerine bakınca nasıl bir tartışma olacağı az çok belliydi. Bir tarafta Kur’an Müslümanlığını savunan aydın görüşlü biri, diğer tarafta ise Hz. Muhammed sonrası hadislerle oluşturulan dine inanan bir hadis Müslüman’ı.

Tartışma tam da beklenildiği gibi oldu. Caner Taslaman hadislerin tartışmalı olduğunu ispatlamak için hangi saçma hadisi örnek verdiyse Ebubekir Sifil hadislere sıkı sıkıya sarıldı. Sırf hadislerin İslam’ın ikinci ana kaynağı olduğunu ispatlamak için öyle saçma şeyleri savundu ki

Deve sidiğinin insan sağlığı için şifalı olduğunu savundu. Sineğin bir kanadında zehir, diğer kanadında ise panzehir olduğunu savundu. Yetmedi bir de bunun bilimsel bir gerçek olduğunu söyledi. Kadınların sünnet edilmesinin sakıncası olmadığını savundu. Dinden çıkanın öldürülmesi gerektiğini savundu

Bir ara ‘’Dünyanın düz olduğunu’’ ya da ‘’Dünyanın öküzün boynuzları üstünde durduğunu, depremlerin öküzün kafasını oynatması sonucunda gerçekleştiğini’’ iddia eden hadisleri de savunacak diye korktum ama savunmadı. Çünkü Caner Taslaman o hadislerden bahsetmedi. Bahsetseydi kesinlikle savunmazdı diyemiyorum. 

Tartışmanın bana göre en komik yeri ise Ebubekir Sifil’in güvenilir kabul edilen hadis kaynaklarında geçen saçma hadislerin güvenilir olmadığını savunmasıydı.

Güvenilir değilse bu hadisler Buhari’de, Ebu Davut’ta ve diğer hadis kaynaklarında neden yer alıyor?


İkincisi böyle saçma hadislerle dolu olan hadis kaynakları güvenilir olabilir mi? Hem saçma, doğruluğu belli olmayan hadisler yer alacak hem böyle bir kaynağa güveneceğim.  Bu nasıl saçmalıktır?


Din alanında ilmi bilgisi olmayan sıradan Müslümanlar hadis kaynaklarında neyin doğru neyin yalan olduğunu nasıl ayırt edebilir söyler misiniz? Bu içine zehir konmuş bir yemeği zehri bilmeyen bir insanın önüne koymaktan farksızdır.


Madem hadis kaynaklarında yalan hadisler var 1400 yıldır neden bu yalanlar ayıklanmadı? Hadi geçmişi bırakalım şimdi neden ayıklamıyorsunuz?


Çünkü işinize gelmiyor. Yüzyıllardır hadisleri kaynak göstererek sürdürdüğünüz sömürü düzeni bozulsun istemiyorsunuz. Eğer akıl dışı hadisler ayıklanırsa geriye sadece Kur’anla çelişmeyen hadisler kalacak. Bu da insanları Kur’an’a yönlendireceği için sizin din ticareti sektörünüz yok olacak.


Bu yüzden ‘’Hasta olunca doktorlara köle oluyorsak din konusunda da hocaların kölesi olmalıyız’’ diyerek insanların kendinize biat etmesini istiyorsunuz. 


Yukarıda yazdığım söz benim uydurmam değil Ebubekir Sifil’in programda söylediği bir sözdür. Açık açık tıp, mühendislik, hukuk gibi İslam’ın da bir uzman sınıfı olması gerektiğini ve insanların nasıl hasta olunca doktora kendini teslim ediyorlarsa hocalara da din konusunda teslim olmaları gerektiğini savundu.


Kısacası İslam’ın çok sert bir dille reddettiği ruhbanlığı savundu. Hıristiyan papazları gibi bir ruhban sınıfı olsun. Sıradan insanlar da papazların sözlerine ‘’Ben bilmem papaz efendi bilir’’ diye inansın.


Tam bir şirk mantığı… Mekke müşrikleri de putları bir ilah olarak görmüyorlardı. Kur’an’da Ankebut suresinin 61. Ayetinde geçtiği gibi yerin ve göğün yaratıcısının Allah olduğuna iman ediyorlardı. Peygamberimizin babasının adı bile Abdullah’tı. Yani Allahın kulu demek.


Çocuklarına ‘’Allahın kulu’’ anlamına gelen Abdullah ismini koyan Araplar neden putlara tapıyordu?


Çünkü putları Allahla aralarında bir aracı olarak görüyorlardı. Allahtan direkt bir şey istenemeyeceğine, putlar aracılığıyla Allaha ulaşabileceklerine inanıyorlardı. Hz. Muhammed’i Allaha inandığı için değil putları reddettiği için kâfir ilan ettiler.


Bu çok önemli bir ayrıntıdır. Toplumun çoğunluğu Hz. Muhammed’in ateist bir toplumla savaştığını zanneder ama doğru değildir. Hz. Muhammed ateist değil tam tersine muhafazakâr, dindar bir toplumla savaştı. 


Hz. Muhammed’in mücadelesi Allahın varlığını ispatlama davası değildi. Allahın tek olduğunu ispatlama davasıydı. Müşriklere Allaha inanın demedi çünkü inanıyorlardı zaten. Onlara sadece Allaha iman edin putları reddedin dedi.


Sadece Allaha teslim olun dediği için başına gelmeyen kalmadı. Doğduğu şehirden kovuldu. Taif’te taşlandı. Defalarca öldürülmek istendi. Savaşmak zorunda kaldı. Tüm bu acıları sadece Allaha iman edin dediği için yaşadı.


Bugün, en eskisi peygamberin ölümünden 200 yıl sonra yazılmış hadis kaynaklarını Kur’an’ın yanına koyup kâinatın Hz. Muhammed için yaratıldığını söyleyerek sözde peygamber aşığı gibi görünen Ebubekir Sifil, Hz. Muhammed’in döneminde yaşasaydı emin olun en büyük düşmanlarından biri olurdu.


Çünkü Hz. Peygamber İslamı tebliğ ettiğinde putperest inanca sahip olacak olan Ebubekir Sifil, inandığı putları sonuna kadar savunacaktı. Bugün nasıl ‘’Hocalar olmadan olmaz’’ diyorsa o zaman da ‘’putlar olmadan olmaz’’ diyecekti.


Kur’an Hadid suresinin 27. Ayetinde açıkça ruhbanlık sınıfını reddederken İslamı hocaların tekeline bırakmayı savunan birisi Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği İslama göre hareket ediyor diyebilir misiniz?


Kur’an Fatiha suresinde dinin sahibi yalnızca Allahtır derken Allahın dinine Allahtan başka sahipler arayan birinin savunduğu bir din tevhid inancına uygun olabilir mi?


Devenin sidiğinde şifa arayan, kadınların sünnet olmasında bir yanlışlık görmeyen bir insan aklı savunan İslam’ın mümini olabilir mi?

Atatürk, Ebubekir Sifil gibilerin zihniyeti toplum üstünde egemen olmasın diye Kur’an’ı tercüme ettirdi.  Türk milletini 100 yıldır inandığı kitabın manasıyla tanıştırdı.

Kur’an’ın tercüme edilmesiyle din ticareti sektörüne çomak sokulan softa takımı Atatürk’ü din düşmanı ilan etti. Bugün Ebubekir Sifil’în söylediklerini Atatürk zamanında ona düşman olanlar söylüyorlardı.


Aradan yaklaşık 100 yıl geçti. Değişen bir şey yok. Hala aynı cehalet, aynı yobazlık devam ediyor.


Bir an için Ebubekir Sifil’in savunduğu dinin Türkiye’de iktidarı tamamen ele geçirdiğini düşünün.


Farz edin ki Ebubekir Sifil gibi biri tüm gücü ele geçirmiş. Nasıl bir Türkiye olurdu?


Kadınların sünnet olmasında sakınca görmeyen, kadını erkekten zayıf bir varlık olarak gören, kadına yeri gelince dayak atılabileceğini savunan bir adamın güç sahibi olduğu bir ülkede kadınlar şimdiki gibi her alanda çalışabilir mi? Vekil olabilir mi? Erkeklerle eşit haklara sahip olabilir mi?


Dinden çıkanların öldürülmesi gerektiğini, namaz kılmayanların ise önce cezalandırılmasını, namaz kılmamakta ısrar ederse mürted gibi öldürülmesini savunan bir kişinin güç sahibi olduğu bir ülkede ateistler, dindar olmayan Müslümanlar şimdiki gibi rahat yaşayabilir mi?


Yıllardır bu zihniyetteki insanların ‘’Laikler bize zulmettiler’’ diye mağdur edebiyatı yapmalarına kanmayın. Gücü ellerine geçirseler zalim ilan ettikleri Laiklere mürted diye yaşam hakkı tanımazlar.


Bugün Ortadoğu’da gerçekleşen katliamların temelinde işte bu hadis Müslümanlığı var. IŞİD, öldürdüğü insanları mürted kabul ettiği için öldürüyor. Doğru bir şey yaptıklarını düşündükleri için tavuk keser gibi insanların kafasını kesiyor.


Eğer İslam âlemi içine düştüğü karanlıktan kurtulmak istiyorsa, Yahudilerin, Hıristiyanların zulmünden kurtulmak istiyorsa önce Hz. Muhammed gibi  putları yıkmak zorundadır. Devenin sidiğinde keramet arayan bir dinin rahata kavuşması mümkün değildir.