Eşeği düğüne çağırmışlar “Ya odun bitmiştir, ya su” demiş… Bu atasözü, eşek aydınlanmasının en üst noktasıdır… Siyasetin de değişmez kurallarından biridir… Atasözümüz, siyasî eşeklerin görev alanlarını belirler, bir anlamda haddi çizer… Eğer eşek, normal zamanda değil de düğünde, cenazede, bayramda aranıyorsa misyonu bellidir…

Bu utanç verici duruma nasıl geldik? Bu utanç verici duruma nasıl geldik?

***

Kedi beslemeyen, fareleri besler… Burada mesaj çok net… Alanı kedilerden temizlerseniz veya kedilere düşmansanız, farelere alan açıyorsunuz demektir… Bu bir kader değil, tercihtir… Farelerle ne kadar sonuç alınabiliyorsa o kadar sonuç alabilirsiniz… Siyasî akıbetiniz tamamen farelerin itibarına ve siyasî performansına bağlıdır…

***

Aç ayı oynamaz… Armudun iyisini ayılar yer… Bu iki atasözü kardeş de sayılabilir… Ayılar çok uzaktan da olsa iyi koku alır… Balın ve malın dibini sıyırmayı severler… Evet aç ayı oynamaz ama tok ayı oynadığı gibi sizi de istediği gibi oynatır… Oyunun ne zaman biteceğine artık ayı karar verir…

***

At nallanırken kurbağa ayağını uzatmaz… Eğer bir yerde kurbağa nallanıyorsa, yani kurbağaya yapılmaması gereken bir muamele yapılıyor ve o parlatılıyorsa, orada liyakat yoktur, asla vazgeçilemez bir suç ortaklığı vardır…

***

Katıra baban kim demişler, dayım attır demiş… Katır asalet taslayacak ya, atı öne çıkarır… Siyasette de sadece iyi yanlarını pazara çıkarıp gerçeğini gizlemeye çalışan taşra kurnazları pek çoktur… Görünmediklerini zannederler ama oturmaya yarayan yerleri hep açıktadır…

***

Beleş atın dişine bakılmaz… Tam da haramîlere göre bir atasözü… Hele de devlet malıysa bulduğunu götüreceksin!.. Dişine, yaşına bakmayacaksın!.. Doymayacaksın, çalabildiğin kadar çalacaksın!.. Senden sonra tufanmış, umurunda olmayacak!..

***

Pekmeziniz iyiyse sineğin Bağdat’tan bile olsa uçup geldiği düzenlerde, tedbir almazsanız, yolsuzluklar yol, şerefsizlikler şeref, namussuzluklar da namus hâline gelebiliyor!..

İnançlarımız, ideolojilerimiz, değerlerimiz bu iğrenç döngüye alet edilirken, perdenin arkasında bambaşka bir çark işliyor… Kötü adam Erol Taş’ın o mağarada ağzının kenarından sular aka aka kahkahalar eşliğinde butları koparması gibi…

Yazımızın son bölümüne ‘sırtlanların dünyası’nı koyalım da konu biraz daha anlaşılsın:

Öncelikle israfı sevmezler… Leşin hiçbir yerini ayırmazlar… Gerdandı, döştü, antrikottu, bonfileydi demezler… Kemik, boynuz, toynak, bağırsak ne varsa dibini sıyırırlar... Bu anlamda gerçekten prensip sahibidirler…

Avlanma zahmetine mecbur kalmadıkça girmezler… Başkasının avına çökmek en sevdikleri iştir… Diğer hayvanların binbir zahmetle düşürdüğü avı, sırf cenaze ortada kalmasın diye, adeta amme hizmeti yaparak karınlarına indirirler…

Sırtlanların teşkilat disiplini yüksektir… Topluluklar halinde yaşarlar… Leşe çökerken bazen adaletsizlikler yaşansa da son kertede teşkilat disiplini devreye girer, aralarında otoriteye isyan pek çıkmaz… Herkes irili ufaklı payını alır…

Ne kadar tanıdık değil mi?

Servet Avcı - Yeniçağ

Editör: Kerim Öztürk