Menzil şeyhinin ölümü, bir anda Türkiye’yi tarikat meselesi gerçeğiyle yeniden yüzleştirdi. Adıyaman-Kâhta’nın Menzil köyünde Abdulbaki Erol adlı teokratik baronun cenazesi için yüz binlerce müridin toplanmasının da ötesinde, siyasilerin taziye yarışına girmesi aslında daha öğretici. Türkiye’de siyasette kurulmuş bulunan tarikat düzenini, sırf bu olay bağlamında izlemek ve tahlil etmek mümkün.

Menzil Cemaati, Halidilik adı verilen Kürt Nakşibendîliğinin kollarından biri. 1980’lere kadar pek de önemli olmayan yerel bir tarikat koluyken, özellikle siyasetle ilişkileri sayesinde şimdi en çok müridi olan Nakşî kolu olduğu tahmin ediliyor.

Cemaati kuran isim, 1902 Siirt-Baykan doğumlu Abdülhakim Hüseyni. Tarikat silsilesi bir taraftan Suriyeli Haznevi Nakşîlerine, diğer koldan da Norşin ve Hakkâri şeyhleri üzerinden Şeyh Halid’e uzanıyor. Adıyaman-Kâhta’nın Menzil köyüne yerleşen Abdülhakim Hüseyni’nin 1972’deki ölümünün ardından tarikatın başına oğlu Muhammed Raşit Erol geçmişti. Tarikatın yerel kimliği, onun döneminde ve 70’lerin siyasi ortamının garip bir olayı sonucunda değişti.

MHP’liler aslında Türk-İslamcı değil Kürt-İslamcı olduklarını bir kez daha âleme ilan etmek istercesine o yıllarda Menzil cemaati ile ittifak kurdular. “Ülkücü gençlere maneviyat lazım” diyen meşhur MHP eğitmenleri ve Alparslan Türkeş, ülkücü gençleri ekipler halinde Menzil şeyhine gönderip mürit yaptılar. Sürecin sonunda Menzil’in MHP’li olması bekleniyordu belki ama sonuç ülkücülerin Menzilci olmasıydı! Türk milliyetçiliği iddiasındaki bir parti, militanlarını Türkçe konuşamayan bir Kürt şeyhine teslim etmişti…

IŞİD'in katlettiği Türklerin toplu mezarları açıldı. 800’den fazla Türk diri diri gömüldü IŞİD'in katlettiği Türklerin toplu mezarları açıldı. 800’den fazla Türk diri diri gömüldü

Menzil’in en büyük etkisi ise Muhsin Yazıcıoğlu ve Ökkeş Kenger’in (Şendiller) merkezinde olduğu, adı Maraş Katliamı’na sonuna kadar bulaşmış ve gelecekte BBP’yi kuracak ekip üzerinde oldu.

Bu bağlantılarla Menzil, etkisini ve müritlerini çoğalttı. Müritleri, Muhammed Raşit Erol’a “gavs” ve “seyda” diyorlardı. Bunlar başka şeyhlerin tümünden üstün olduğu anlamına geliyordu. Menzil şeyh ailesi çevresinde keramet kültü adı verilebilecek tuhaf bir cemaat oluştu. Orta Anadolu ve Karadeniz başta olmak üzere Türk müritler buraya akıyor, keramet görünümlü illüzyonlar eşliğinde iradelerini, akıllarını, ailelerini şeyhe teslim ediyorlardı.

Dün ölen Abdulbaki Erol, Muhammed Raşit Erol’un kardeşi ve halefiydi. Onun ölümünden sonra tarikat lideri olmuştu. Fakat onun döneminde artık Menzil’in Türkiye’nin her yerinde kolları oluşmuştu. Semerkand Yayınları, Semerkand Şirketler Grubu, TÜMSİAD adlı işadamları derneği, özel hastaneler, televizyon kanalları ile artık karşımızda bir Menzil İmparatorluğu vardı.

Özellikle son yıllarda cemaatin AKP iktidarı içindeki etkisi, örgütlenmesi ve kadrolaşması çok defa gündeme geldi. Hatta AKP içinden bile bu durumdan ürküp eleştirenler oldu.

Hikâyenin ayrıntısına daha fazla girmeyeceğim çünkü 2014 tarihli “Türk Siyasetinde Kürt İslamcılar” ve 2017 tarihli “FETÖ’den Sonra Pusudaki Cemaatler” adlı kitaplarımda Menzil tarikatına da geniş yer ayırmıştım. İlgilenenlerin buralardan daha ayrıntılı bilgiye ulaşmaları mümkün…

Şimdi kısaca bazı sonuçları tespit edelim…

Menzil şeyhinin ölümü ve ardından yapılmakta olan kitlesel tarikatçı gövde gösterisi, bu meselenin Türkiye’nin en yakıcı sorunu olduğunu gösteriyor. Atatürkçü, ilerici, ulusalcı, milliyetçi her kesim bu tarikat sultasına karşı mücadele etmeli.

Daha yakın zamanda Urfa’da, Menzil Cemaati ile ilişkisi bilinen bir kaçak medresede Abdulbaki Dakak adlı 12 yaşında bir çocuğumuz öldü. Siyasiler bu işin peşine düşmedi, Menzil’le uğraşmak istemedi. Fakat işin daha acı tarafı, çocuğun ailesi de sustu çünkü çocuğa şeyhin adını verecek kadar Menzil’e kendilerini kaptırmışlardı ve şeyhe kullukları çocuklarından bile önemliydi. Bu mürit zihniyeti ile Taliban kafası arasında hiçbir fark olmadığını hepimiz anlamalıyız.

Ve tüm bunların dışında tarikat meselesinin siyaseti abluka altına aldığını görmeliyiz. Menzil şeyhinin ardından taziye kuyruğuna giren siyasetçilere bir bakın. Hayır, AKP’lilere ve yandaşlarına değil “muhaliflere”!

Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu ve Temel Karamollaoğlu, Menzil şeyhini övüp başsağlığı dileyenlerin başında geldiler. Başka türlü davranmaları da beklenemezdi zaten çünkü hepsi de Milli Görüş kökenli ve elbette Nakşibendî bağlantılı isimler. Menzilci değilseler de köklerinde Nakşîlik var! Sorun onların bu tavrı değil bunlara “muhalif” payesi verilmesi ve CHP listelerinden hem de Atatürkçü seçmenin oylarıyla Meclise taşınmış olmaları!

Yani siyasetteki tarikat düzeni aslında muhalefeti ve CHP’yi bile sarmış durumda.

Ben aslında Kemal Kılıçdaroğlu’nun da taziyede bulunmasını, Menzil’le de helalleşmesini beklerdim. Siyasi tutarlılık bunu gerektirirdi!

Eğer Türkiye’yi tarikat saldırısından kurtaracak ve temizleyeceksek bu temizliğe ilk önce tarikatçı siyasilerle işbirliği yapan kendi cephemizdekilerden kurtularak başlamalıyız. Cumhuriyette tarikatlara yer yok. Artık herkes bu noktada netleşmeli…

Kaya Ataberk

Editör: Kerim Öztürk