Dönemin Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Emre Taner, 80'inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla 2007 yılında bir mesaj yayınlamıştı.

Taner mesajda, özetle şu görüşleri savunuyordu:

"Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.

Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz edebilmek ve uygun vasıtalar ile karşı koymak zorunluluğu/ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir."

***

Bizim o zaman ortaya koyduğumuz görüş, "Türkiye'nin ulus devlet yapısına en büyük tehdit devletin kendi kurumlarını yöneten kişilerden gelmektedir. Federasyon tartışması ve 'Türk dediğin nedir ki?' lafları ile ulus devlet yapısını sarsmaya başlayan Turgut Özal, bu ülkenin Cumhurbaşkanı idi. Ulus devletin temeli olan Türk kimliğini değiştirmeye çalışan Tayyip Erdoğan, halen Başbakandır ve Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanmaktadır.

Türkiye'yi etnik ve dini ayırımlarla bölmek isteyen Avrupa Birliği'ne giriş, devlet politikası olarak ilan edilmiştir!

MİT Müsteşarı, bankalarını, madenlerini, haberleşme ve enerji sistemlerini Rio Tinto ve Citibank'a ve onlar üzerinden İngiliz İstihbarat Servisi MI6'ya devreden bir ülkenin nasıl kusursuz dış politika izleyeceğini ve caydırıcı bir askerî yapılanmayı geliştireceğini de açıklayabilir mi?" şeklindeydi...

***

Millî İstihbarat Teşkilatı eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Habertürk gazetesine konuştu ve 2010 yılında, AKP iktidarının uygulamakta olduğu Kürt açılımı projesinin bir MİT operasyonu olduğunu söyledi.

Aynı dönemde Dışişleri Bakanlığı, yurt dışında görev yapan 200'e yakın büyükelçiyi beş günlük beyin fırtınası için Ankara'da topladı ve sonra da Güneydoğu'ya götürdü.

Aslı Aydıntaşbaş'ın Milliyet'te verdiği bilgiye göre beyin fırtınasının en ilginç seansı, "MİT Müsteşarı Emre Taner ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Kürt sorunu ve demokratik açılımla ilgili ard arda yaptığı sunum" oldu.

İran seçimleri ve İran Türklüğü İran seçimleri ve İran Türklüğü

***

Türkiye Cumhuriyeti devletinin temeli Türk kimliğidir. Oysa AKP'nin grup başkan vekili, yine o dönemde, "Anayasayı değiştireceğiz ve vatandaşlıktaki Türklük tanımını kaldıracağız. Herkes kendi etnik kökenini ifade edebilecek ve üst kimlik olarak 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım' diyecek. İşte bu, sorunu çözer." demişti.

Küresel güçlerin Türkiye'yi dönüştürmek istediği "Türk,-Arap-Kürt federasyonu" veya PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın öngördüğü konfederasyonun alt yapısı, Suriye'nin iç savaşa sürüklenmesi ile oluşturulmaya başlandı. Milyonlarca Suriyeli ve ardından ABD'nin kendi Taliban'a teslim ettiği Afganistan'ın askerleri, Türkiye'ye gönderildi. Buna Pakistanlılar ve Afrikalılar da eklendi. Sınırlardan geçişler devam ediyor.

Her şey tamam olmaya yakın, "Yeni bir Anayasa" ile ulus devletin ortadan kaldırılması planlanıyor...

Siyasi partiler ve seçimler, bu hedefe göre kurgulandı. Devletin içinde direnecek olanları da Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla tasfiye ettiler zaten.

***

Bu şartlarda kimin bakan olduğunun hiçbir önemi yok. Bütün hesaplar, sahte dincilik, sahte milliyetçilik, sahte solculuk ve danışıklı siyasi dövüşlerle uyuttukları Türklerin elinden, devletlerini almaya dayalı. Gidişatı durdurma ihtimali olmayan dernekleri bile kontrol altına aldılar ama yine de öngöremedikleri bir olay veya bir skandal her şeyi bozacak diye endişe içindeler! Durum budur.

Çözüm, neler olup bittiğinin halk tarafından doğru anlaşılmasına bağlıdır. Bu da her zaman mümkündür...

Editör: Kerim Öztürk