………….

- Son bir arzun? Görevli soruyor.

O gülüyor, gözleri sonbaharın ilk turfandası olan üzüm tanesinin berraklığı ve parlaklığında...

Görevli kızdı:

- Arzunu sordum, sen gülüyorsun! Cevabı:

- Beni öldü bileceklere gülüyorum. Temizim, pakım,

Allah'ıma kavuşuyorum. Daha ne isteyeceğim? Hazırım ben.

Son sözün de mi yok? Yani annene, babana ve...

Kafası dik, göğsü çıkık, ağzı yarım açık:

- Vazifemizi yaptığımıza inanıyoruz. Ülkücünün kadir ve kıymeti ve ülkücünün nişanı pek yakındır Bu hakikati bütün insanlığa duyurunuz. İstediğim bu!

Bütün kafaların içinde dumanı kovuyor. Böylesi laflar da neyin sesi? Ölüme giden bir insan bu kadar metin, bu kadar serbest olabilir mi? Bu insana bu kuvveti veren kimdir, nerdedir?

Kafalardaki sual bu!

Karar yüzüne karşı okundu. Emir verildi:

- Girin kollarına!

Aniden geri döndü. Kızgın bir yüzü, çakmak çakmak gözleri ...

- Lüzum yoktur. Düğünüme gidecek kadar güçlüyüm, kuvvetliyim.

Durmuş kalpler, kar yağıyor lapa lapa. Rüzgarın uğultusu keşfi güç nağmeler türetti.

Korkunun yerini merak ve şaşkınlık almış. Kalplerde tekdir duygusu...

Allah'ın ayeti her yerde: "Allah yolunda ölenlere cennet vaadedilmiştir..."

Ağlayanlar var. Yüzünü başka yönlere çevirenler var.

Kalpleri kütük kütük yananlar var. Vakarlı duruşu ile onlara haykırıyor, Ali Bülent:

AĞLAMAYIN, BEN YENİDEN DOĞUYORUM!

(Av.Can ÖZBAY)