Aslında bu hikâye, Anadolu’nun bağrından, yüksek zirvelerin eteklerinden çağlayıp büyük kentlere göze suyu berraklığı ve saflığıyla akıp giden ülke insanımızın birbirine benzer, ibret verici hikâyelerinden biridir.

Bu hikâye, Gümüşhane Kabaköy Mezra Mahallesi’nden İstanbul’a göç eden İsmet Taşçı isimli bir yiğidin hüzün verici öyküsüdür. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli ve Bursa gibi illere yaklaşık on yıllık aralıklarla yoğun göç edenlerin; bu şehirlerde kendi kaderleriyle baş başa kalan, kendi göbeğini kendisi kesen insanların çile, cefa, mahrumiyet, çaresizlik ve yoksulluk kokan yaşanmış hayat kesitleridir. Bazıları önden göçmüş, biraz daha fazla çile çekmiş; bazen erken gelmenin avantajı, geç gelenlere göre sefaya dönüşmüştür.

Büyük şehirlerin kenarlarında kurulan bu mahalleler; aslında çok daha ilkel şartlarda, çamur, toz ve çevre kirliliğinin yanında, farklı sosyal çevrelerden gelen insanların yeniden harmanlanmasıyla yeni komşulukların, akrabalıkların kurulması ve yeni bir hayatın inşa edilmesidir. Hem sosyolojik hem de inanç, kültür, mezhep, etnik aidiyet gibi zenginlik sayılacak farklılıkların yeniden harmanlanmasıdır.

Henüz çeyrek asrı yeni geçen Cumhuriyet döneminde, belki mecburiyetten şehirlere zorunlu göçler olmuş; ama bu durum büyük bir kaynaşmaya ve tanışmaya vesile olmuştur. Askerde bir araya gelen gençlerin çocukları artık büyük şehirlerde aynı okulda okuyan, aynı iş yerinde çalışan, komşu olan; evliliklerle yeni akrabalıklara dönüşmüştür.

İşte İsmet Taşçı, bu yönüyle tam bir Gümüşhane kültür elçisi olmuştur. Her sosyal ve hemşeri kesiminden insanların ihtilaflarını çözen, arabuluculuk yapan doğal bir uzlaşma adresiydi. İnsani meziyetleri gelişmiş; sıcakkanlı, dost canlısı, yardımsever, misafirperver, ikramı bol, cömert bir insandı. Beş kuruşunu beş kişiyle paylaşan, yol gösteren; yazın sıcağı, kışın soğuğu ile kavrulmuş yamaçların ve yüksek zirvelerin yanık yüzlü yayla yiğidiydi.

İstanbul’a ilk gelişim ortaokul yıllarımda, Şişli Sanayi Mahallesi’ne olmuştu. İşte ilk defa burada tanıştım ve bizde iz bırakan örnek bir sima olarak kaldı. Benden yaşça büyük olmasına rağmen hemen tanışıp kol kanat germiş, yakından ilgilenmiş; koca şehirdeki ürperten kalabalıklar içinde “yalnız değilsin” mesajını ve güvenini vermiştir.

Sadece bana değil; hemşerisine, eşi dostuna, tanıdığı tanımadığı her insana sıcakkanlı bir şekilde yardımcı olmak için çırpınan, adeta adanmış bir karakterdi.

Şehrin kenar ilçelerinden biri olan Şişli’den ayrılıp Kağıthane’ye bağlı Sanayi Mahallesi’ne taşınmıştık. Burası tam bir Türkiye örneğiydi. Sultan Selim Caddesi bizim adeta Bağdat Caddemizdi. Amcaoğlu Nurettin Şenel ve İsmet Taşçı ağabeyle caddede hem tur atar hem de Türk halk müziğini derleyen ve icra eden Nurettin Şenel’in yanık, yürekten söylediği; gözlerimizi yaşartan türkülere eşlik ederek hasret giderirdik.

Gurbette hemşeri olmak, sıla hasretine ilaç gibidir. Bu manevi gıda ancak hemşeri, akraba ve eş dosttan alınır.

Bazen yobazlık, zorbalık ve kabadayılık olarak karşımıza çıkan tipler olurdu. İşte bu durumlarda caydırıcı olmak için etrafınızda güvenilir insanların olması gerekirdi. Bazen medeniyet ve insanlıktan nasibini almamış, merhamet yoksunu tiplere engel olamazdık. İşte İsmet Taşçı ağabey; kara yağız, delikanlı duruşuyla tam bir emin, güvenilir adamdı. Birlikte birçok teşebbüsü savuşturmuş, bu tipleri mahcup etmiştik.

Şen şakrak, esprili; gülmek, eğlenmek ve moral bulmak için her gün istisnasız bir araya gelirdik. O; gariplerin, yolu şaşırmışların, meteliğe kurşun atanların karnını doyurur; günlerce evinde yatırırdı. İnşaat ustası olması hasebiyle iş verir, iş bulur; fabrikaya girmelerine aracı olur, ev bulmalarına yardımcı olurdu. Harçlık verir, borç para verir; adeta anne, baba, kardeş, amca, dayı gibi davranırdı.

İnşaat Demircisi Dededen Pilot Toruna Gurur Veren Bir Başarı Öyküsü
İnşaat Demircisi Dededen Pilot Toruna Gurur Veren Bir Başarı Öyküsü
İçeriği Görüntüle

Büyük şehirlere gelmek zordur; tutunmak daha da zordur. Tutunamayan, bir baltaya sap olamayan birçok kişi dönüp memleketine gider. Yalnız kalan, sahipsiz olanlar başaramaz. İşte bu yüzden hemşeri, eş dost desteği kaçınılmazdır. Ama bu asil davranış her yiğidin harcı değildir. Bunu başarana ne mutlu… İşte o, Türk’ün asil değerlerini taşıyan bir kahramandır.

Bazı insanlar vardır; görür, görmezlikten gelir; yol değiştirir, ikram yapmaz, çay ısmarlamaz. Köyden sanki akrebi cebinde şehre getirmiştir; eli cebine gitmez. “Rabbim bana, hep bana” diyen tiplerdir. Onlar zengin olabilir ama cömert değildir. Cömertler belki zengin olmazlar; ama gönül zenginidir, ahiret zenginidir, insani hasletler zenginidir.

İşte bugün Sanayi Mahallesi Mezarlığı’nda; önce ölen annesi Tutuya yengenin ve İsmail amcanın bağrında toprağa verdiğimiz kabrine toprak attığım bu yüce gönüllü insan, bir cennet ağası, gönüller sultanıdır.

Böyle mütevazı bir yiğidi tanıyan, yaşantısına tanıklık eden biri olarak şunu söyleyebilirim: Ardında hesabı verilemeyecek zenginlikler bırakmaktansa, böyle davranışlarla anılmak bir fani için en büyük onurdur. Sonuçta birkaç metre kefen bezinin cesedimizi sardığı ebedi âlemin son çıkış kapısı olan kabristan, tam bir ibret diyarıdır.

İsmet Taşçı ağabey geç evlenmiş, evladı olmamıştır. Yengemiz ondan önce Hakk’a yürümüştür. Kendisi bir süredir sağlık sorunları yaşıyordu. Sık görüşemesek de kendisinden haberdar ve temastaydık. Dün geçirdiği ani bir rahatsızlıkla emaneti sahibine teslim ederek aramızdan ayrılmıştır.

Bu yüce gönüllü, toplumsal değerler zengini, örnek kişilik İsmet ağabeye Allah’tan rahmet; başta en az onun kadar pırıl pırıl olan aziz dostu İbrahim Hakkı Taşçı ağabey olmak üzere tüm yakınlarına ve dostlarına sabır diliyoruz.

Seni unutmadık, unutmayacağız.

Nur içinde yat yiğit insan, güzel insan, aziz Türk evladı!

Sabri Şenel - 4.01.2025