Gümüşhane’den ve Anadolu’nun özellikle mahrumiyet içindeki illerinden, çil yavrusu gibi yurt içine ve yurt dışına dağıldık. Haram nedir bilmeden, helal rızık peşinde koşan çilekeş nesiller zor yıllar geçirdi; inşaatlarda, barakalarda yattı, cefanın ve fedakârlığın her türlüsünü yaşadı. Bu rızık kahramanlarından biri de Kelkit Akbaba Köyü’nden Hasan Uçan amcamızdır.
Göç edenler, büyük şehirlere ya da gurbet diyarlarına vardıklarında yalnız kalmamak, sıla hasretini dindirmek için genellikle aynı mahallelerde, aynı ilçelerde yoğunlaşırdı. Meslekler çoğu zaman birbirine referansla seçilirdi. Bir köy kalıpçıysa diğeri demirci; biri duvarcıysa diğeri sıvacı, fayansçı, parkeci olurdu. Çıraklıkla başlayan meslek yolculuğu, “kervan yolda dizilir” anlayışıyla devam ederdi. Fabrikada çalışan hemşerisini yanına alır, aynı mahallede oturur, aynı kahvede buluşur, aynı sosyal ortamı paylaşırdı. Şehrin kenar ilçeleri mesken tutulurdu.
Ne yazık ki ülkenin sözde aydın, yazar-çizer takımı bu insanlara alaycı gözle bakar, “varoş” diyerek tahkir ederdi. Oysa zamanla yaşanan değişim ve gelişim süreci, hayatın rollerini yeniden tanımladı. Kalaycılıktan sanayiciliğe, inşaat ustalığından şehri inşa ve ihya eden müteahhitliğe; oradan da her saygın mesleğe yöneliş başladı.
İşte bu değişimi yaşayan örnek bir dede–torun hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Hasan Uçan amcamız, Kelkit’ten İstanbul Fikirtepe’ye göç etti. Çalıştığı bir inşaatta mal sahibi, kendisinden normalin altında demir kullanmasını istediğinde bu talebi kesin bir dille reddetti. “Bunu yapmazsak batarız.” teklifine rağmen geri adım atmadı; hatta beton dökümü öncesi belediye denetimi talep etti. Denetimden sonra beton atıldı.
Bu tavrını şu sözlerle özetledi:
“Bu davranış; aklın, bilimin, yasanın, inancın ve ahlakın gereğidir.”
1970’li yıllarda birçok kişi kamu arazilerini parsellerken, o alın teriyle tapulu arsa aldı.
“Haramın binası olmaz.” dedi.
“Dindarlığımız, haram–helal ölçüsünü hayatımıza taşıyamıyorsa dinde değil; o din anlayışında sakatlık vardır.” diyerek duruşunu netleştirdi.
İnşaatın her aşamasında ekmeğini taştan, betondan çıkaran Hasan Amca; ömrünü helal kazançla sürdürdü ve Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin.
Oğlu Ergün Uçan, evladına dedesinin adını verdi: Hasan.
Torun Hasan, dedesinin ismine layık oldu ve çıtayı daha da yükseltti. Babası Ergün Uçan mobilya imalatıyla uğraşırken Hasan, dede ve baba mesleklerini değil, havacılığı seçti. Ortaöğretimini tamamladıktan sonra üniversite eğitimini yurt dışında aldı; zorlu sınav ve eğitim süreçlerinden geçerek pilot oldu. Bugün dünyanın dört bir yanına uçuşlar yapıyor.
İnanıyoruz ki dedesinin ruhu ondan haberdardır. Onun kullandığı uçak ülke semalarında süzülürken Hasan’ın dedesini hayal etmesi; kabrinde ona selam ve dua göndermesi paha biçilemez bir manevi hazdır.
Babası Ergün Uçan, ailesi, akrabaları ve dostları bu başarıyla gurur duyuyor. Biz de yeğenimiz Hasan Uçan’ı bu üstün başarısından dolayı yürekten kutluyor; kazasız, belasız nice uçuşlar diliyoruz.
Hasan’ın sürücü belgesini Göksu Sürücü Kursları olarak biz verdik. O, bugün karadan sonra insanları havada da taşıyor.
Dedesi babasını, babası evladını geçmeyen toplumlar yerinde sayar. Evlatlarımızın ve torunlarımızın başarısıyla gurur duymak, onları takdir etmek ve dua etmek boynumuzun borcudur.
Böyle bir evladı Türk milletine ve insanlığa kazandıran ailesini tebrik ediyor; Hasan dedeye Allah’tan rahmet, torun Hasan Uçan’a kazasız belasız nice kalkışlar ve inişler diliyoruz. Allah, böyle başarılı evlatların sayısını artırsın.
İki günü birbirine eşit olan ziyandadır. Boynuz kulağı geçmezse toplumsal inkişaf sağlanamaz.
Sabri Şenel - 6.01.2026






