İstanbul’da otopark sorunu artık bir ulaşım meselesi değil, yaşamsal bir krizdir. Şehrin neredeyse tamamında otopark, hava ve su kadar gerekli hâle gelmiştir. Buna rağmen yıllardır bu sorun öngörülmemiş, ertelenmiş ve siyasi polemiklere kurban edilmiştir. Sonuç ortadadır: Fiyasko.
Bu şehri planlayan ve yöneten; yerel ya da merkezi düzeyde sorumluluk almış herkes, bu tablonun ortağıdır. İlçe belediyesi, Büyükşehir Belediyesi, iktidar ya da muhalefet fark etmez. Ancak dikkat çekici olan şudur: Kimse özeleştiri yapmıyor. Herkes topu taca atıyor, suç hep bir başkasına yükleniyor.
Oysa İstanbul’un yaklaşık bir asırlık yönetim tarihinde, özellikle AKP ve CHP belediyeleri uzun yıllar hem ilçe hem de büyükşehir ölçeğinde görev yapmıştır. Bugünkü tablo, ortak bir yönetim zafiyetinin ürünüdür.
Zaten içinden çıkılmaz hâle gelen trafik sıkışıklığı; deprem, yangın ve afet senaryolarıyla birleştiğinde İstanbul açıkça felakete davetiye çıkarmaktadır. Bu bir teslimiyettir. Ve bu teslimiyet, yarın yardım çığlıklarına kör kalacak bir akıl tutulmasına dönüşmektedir.
Ben bu gerçeği 1999 Gölcük Depremi’nde bizzat yaşadım. Depremin ilk sabahı, trafik tamamen kilitlendiği için saatlerce yürüyerek bölgeye ulaşabildik. Enkaz altından gelen o çaresiz feryatlar hâlâ kulaklarımda. Maraş Depremi ise Kocaeli’nden hiç ders alınmadığını acı biçimde göstermiştir.
Depreme hazırlığın partisi olmaz. Afetleri siyasallaştırmak, yaklaşan felaketi kısır tartışmalara hapsetmek popülist bir sorumsuzluktur. Kamu, özel sektör, sivil toplum ve toplumun tüm kesimleriyle topyekûn bir hazırlık seferberliği şarttır.
Otopark sorunu bunun sadece bir parçasıdır. Aynı ihmal, tükenme noktasına gelen yeşil alanlar için de geçerlidir. Mezarlıklar dışında nefes alınacak alan kalmamıştır. İnsanlar arasında otopark yüzünden kavgalar çıkmakta, toplumsal ilişkiler bozulmakta, sosyal barış zedelenmektedir.
Bugün çocuk parkları sembolik alanlara dönüşmüştür. Yarın büyük bir depremde insanların sığınacağı, başına beton düşmeyecek boş alanlar neredeyse yoktur. Bu tablo bir skandaldır.
Mevzuat açıktır: İnşaat ruhsatı alan ya otoparkını yapar ya da bedelini öder, belediye yapar. Ancak bu bedeller, tıpkı deprem vergilerinde olduğu gibi, yıllar içinde amacı dışında kullanılmıştır. Otopark harçları ve katkı payları; deprem ve altyapı yatırımları yerine bütçe açıklarını kapatmanın aracı hâline getirilmiştir. Bu gerçeği bakanlar dahi itiraf etmiştir.
Üstelik mevcut otopark hizmetleri de fahiş fiyatlarla sunulmaktadır. Bugün bir otoparka girip çıkmanın bedeli, dar gelirli ya da emekli için erişilemez seviyededir. Otopark artık kamusal bir hizmet değil, lüks bir tüketim kalemine dönüşmüştür.
Ümraniye ölçeğinde ana caddelerde park alanları kiralamalarla kapatılmış; bunun dışında park yeri bulmak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Zorunlu kısa süreli parklar ise anında çekici ve ağır cezalarla karşılık bulmaktadır. Vatandaşı kendi plansızlığınız yüzünden hataya zorlayıp ceza kesmek, kamu vicdanını yaralamaktadır.
Yerel ve merkezi yönetimler birer ağlama duvarı değil; çözüm üretme makamıdır. Bu sorunlar sanıldığı kadar karmaşık değildir. Sokaktaki insan bile çözüm yollarını sayabilir. Yeter ki kolektif akıl yönetime dâhil edilsin.
Aksi hâlde yaşanacak her felaketin vebali ağırdır.
Bu şehir, bu ülke ve bu millet bu ihmali hak etmiyor.





