"İnsanın 'doğa ve evren hakkındaki ilk bilinci' olarak ortaya çıkan ve gelişen dinler;  toplumsal yaşamı ve siyasal düzeni tarih boyunca derinden etkiledi.

Dahası, dinler belli tarihsel kesitlerde toplumları ve devleti şekillendiren temel etkenlerden biri oldu.
Bunun tersi de doğrudur.

Özellikle sınıflı toplumların ortaya çıkışıyla birlikte din;  egemen kesimler için toplumun yönetilmesi, devlet işlerinin yürütülmesi ve bir düzenin kurulması için çok önemli birer 'ideolojik aygıt' haline geldi.

Din, devlete egemen olan güçler açısından, bu hâkimiyetin veya statünün sürdürülebilmesi için toplumlardan ideolojik bir onay ve rıza üretmek amacıyla, tarih boyunca etkin bir şekilde değerlendirilmiştir.

Bu bakımdan din, insanlar nezdindeki kutsal niteliğinden bağımsız olarak, devlet ve ona egemen olan güçler açısından etkin, maliyetsiz ve rızaya dayanan hegemonya aracı olmuştur.

Max Weber, 'Din Sosyolojisi ' adlı eserinde, İslâm'ı, Yakın Doğu monoteizminin görece geç bir ürünü olan ve içinde 'Eski Ahit ve Yeni Ahit unsurlarının önemli bir rol oynadığı' bir din şeklinde tanımlayarak, İslâm'ın Yahudilik'ten çok farklı bir biçimde,  dünya ile uyumlu olduğunu belirtiyor.

Cihat Yaycı: O papaz Dışişleri Bakanlığı’nın izni olmasa o toplantıya ‘ekümenik’ sıfatıyla gidemez Cihat Yaycı: O papaz Dışişleri Bakanlığı’nın izni olmasa o toplantıya ‘ekümenik’ sıfatıyla gidemez

Bu önemli saptamayı yapan Weber; erken dönem Müslüman toplulukların oluşumunda, İslâm'ın kendi saf formundan,  kavimsel bir 'Arap savaşçı dinine', daha sonra çok güçlü 'statü vurgusuna sahip' bir dine dönüştüğünü vurguluyor.

Weber;  'Peygamber'in kesin başarısını sağlayan takipçiler, sürekli biçimde güçlü ailelerin üyeleriydi' diyerek, bu tezini temellendirmeye çalışıyor.

Weber; İslâm'da kutsal savaşla (cihat) ilgili dinsel emirlerin, ilk plânda din değiştirmeyi sağlamak, yani başka inançlara sahip toplulukları zorla İslâm'a kazandırmaktan çok, başka dinlere mensup toplumlardan vergi/ haraç alarak, dünyanın sosyal skalasının zirvesine yükselme anlamına geldiğini de belirtiyor.
Cihadın iktisadî amacının, ruhanî hedefinin önünde olduğunu ve kutsal savaşın bir zenginleşme ve ganimet aracı olduğunu ileri sürüyor.

İlk kuşak Müslümanların hazırladığı siyasal ve toplumsal zeminde, kısa bir süre sonra, 'feodal aristokratların yükseldiğini' belirten Weber, şunları söylüyor: 

'İslâm'ı bir efendiler dini olarak damgalayan tek faktör, cihat değildir.
Askerî ganimet, buyruklarda, vaatlerde ve hepsinden önemlisi, özellikle dinin en antik dönemini karakterize eden beklentilerde de önemlidir.
Dinin ilk kuşağındaki en dindar bağlıları, en zengin hale geldiler ya da daha doğrusu, kendilerini askerî ganimetle, inancın diğer üyelerinden daha çok zenginleştirdiler.'

Weber, İslâm'ın siyasal karakterine, onun ekonomiden devlet yönetimine, toplumsal yaşamdan özel yaşama kadar bütün dünyevî ilişkileri düzenleme kapasitesine ve anlayışına sahip bir din olduğunu da saptıyor.

Burada, 'siyasal din' kavramını güçlendiren şey ise, Emevî - Arap hanedanlığı oldu.
Emevîler döneminde (661-  750) egemen feodal güçler tarafından İslâm, ideolojik bir aygıt şeklinde sistematize edilerek, siyasal gerekçelerle bazı kurallara ve ritüellere bağlanmasıdır.

İmam Gazali ise, Nizamü'l - Mülk'ün teşviki ve desteğiyle, dinin,  devletin ideolojik bir aygıtı haline gelmesinin kuramsal temellerini atmış, felsefî arka plânını oluşturmuştur.

Gazali; İslâm'ı siyasallaştırarak,  bir yönetim aracı şeklinde tahkim edip, başlangıçta var olan ama zamanla silikleşen durumu kalıcılaştırmıştır..."

Dr. Merdan YANARDAĞ 
"İÇTİHAD KAPISI"
İslâm Dünyasında Süren Ortaçağı

Editör: Kerim Öztürk